[YelkencilerLokali] DKK Yarisi ve SABAH

From: Serdar Bapoglu <serdarbapoglu_at_....>
Date: Wed 20 Jul 2005 - 21:29:25 EEST


Vira, Vira.

Yelkenler Fora...

Aman Dikkat, Kör Tramola !    

Deniz Kuvvetleri Kupası 2005 SABAH Açıkdeniz Yat Yarışları'nın bu yıl 34'ncüsü yapıldı. Aslına bakarsanız 38'ncisi ama boş verin, konumuz bu değil.  

Günler öncesinden SABAH Gazetesi'ndeki haberlerle ve atv'deki görüntülerle yelkencilerin bu büyük coşkusu kamuoyuna yansıtıldı. Elbette ki haberlerin bu denli geniş yer almasında SABAH Grubu'nun sponsorluğu inkar edilemez. Hiçbir yat ve yelken faaliyeti medyada bu denli yansıma bulamazdı.  

Yarış nedeniyle hazırlanan web sayfası, yarış günü yayınlanan özel ek... Özel şarkı, özel giysiler. Pek çok kişinin teri ve emeği ile hayata geçen bu büyük organizasyonla Türk yelkenciliğine verdiği destek açısından SABAH'ı yürekten kutlamak gerek.  

Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan başta, Reha Muhtar, Savaş Ay, sevgili Turgay Noyan gibi pek çok SABAH Gazetesi yazarı günler boyu bu yarışı köşelerine taşıdılar.  

Ama bir de madalyonun diğer yüzü var ki, onu da görmezden gelmek mümkün değil... Madalyonun bu tarafı beni rahatsız etti.  

>>>> <<<<  

Açıkdeniz yarışlarına Ciner Grubu SABAH ve atv kadrosunu da soktu. Böylece temsilcileri teknelerde yarışan ekiplerle birlikte denize açıldı. Buraya kadar her şey mükemmel ve yarışçılar açısından motive edici. Ama bu kişilerin, olayın bu denli içinde olmalarına rağmen yarışın seyri ile ilgili pek az satıra rastlanabildi.  

Marmara nasıl geçildi?

Çanakkale Boğaz geçişi'nde neler oldu?

Hava tükenip de tekneler çakılı kalınca neler yaşandı?

Teknelerde neler konuşuldu, neler yapıldı?

Özetle yarışla ilgili, yarışın havasını yansıtabilecek ayrıntı neredeyse yoktu.  

Yarışın haber yansıması ile ilgilenen kişiler sadece SABAH Muhabiri Cenk Ertekin ile Turgay Noyan'dı. Ama o yazılar da başlangıç-sonuç aşamaları ve ödül törenleri ile sınırlı kaldı. SABAH Gazetesi yazarlarının tamamının birleştiği nokta ise "Ergun Babahan'ın gelmesi, Mehmet Tezkan'ın gelmemesi" idi.

Ve. Yazı İşleri Müdürü Balçiçek Pamir ile Magazin Müdürü Şengül Balıksırtı hanımefendilerin takı alışverişleri, jumbo karidesleri afiyetle mideye indirme muhabbetleri...  

İyi de, yarış grupları içinde yer alan kişiler ne yaptılar?

Tekne yaşamını nasıl buldular?

Sevdiler mi, yoksa nefret mi ettiler?

Gece seyrinde keyif mi aldılar, yoksa "ahhh, bir an önce bitse de kurtulsak" mı dediler?

Iskota tuttular mı, ip ellerinin arasından kayarken avuçları yandı mı?

Güneş enselerini kavurdu mu?

Sıkı orsa giderken rüzgar onları üşüttü, pupa giderken "Rüzgar deli gibi esiyordu. Ne oldu da şimdi durdu?" diye sordular mı?

Bir seyirde hem güneşin batışına, hem doğuşuna tanık oldular. Ne hissettiler?

Yok.. Bu noktaların hiçbiri yok..

Oysa geçen yıl Mansur Forutan ne kadar keyifle yazmıştı bunları. Uzun zaman hafızalardan silinmemişti.  

Şimdi şu soruyu sormam çok mu yersiz sizce?  

Peki, bunların hiç birini anlatmayacaktınız, o zaman neden katıldınız yarışa. Bu kadarını sahilden de pekala izleyebilir, yaşayabilirdiniz...

Teknede şampanyalar açılmış, purolar yakılmış..

Bu mu yarış?

Bu mu yarışçılık?

Dalgalara, denize, rüzgara karşı verilen mücadelenin anlatımı bu mu? Okuyanın beyninde nasıl bir fotoğraf oluştuğuna bakar mısınız? Şampanyalar, purolar, karidesler. Ohhh keka... Sanırsınız St. Tropez limanından kalkan
"private" süper lüks bir motor yattasınız ve Akdeniz mehtabı üstünüzde,
huriler de yanınızda sefa yapıyorsunuz.  

Yarışın stresi yok..

Polar diyagrama bakarak hesaplar yapmak yok...

Teknede sürat, performans, trim taktikleri yok.

Handikap sistemindeki avantaj, dezavantajlar konuşulmamış...

İş dünyasının çok sevdiği ve tabulaştırdığı "ekip çalışması"nın birebir içinde olmalarına rağmen bu konuda da tek kelime yok.  

Bırakın koridorları, Ege'nin meşhur çukurlarını, tepelerden inen cıvarnaları, sağnakları... Allah'ın rüzgarının nasıl olup da tekneleri yürüttüğü gibi basit ayrıntı bile dikkatlerini çekmemiş.  

Ne yapılmış peki?  

"Yedik içtik abi.. Keyifle, afiyetle.. Düşman çatlattık!"

"Sahilde de vur patlasın, çal oynasın eğlendik!"

"Birbirimize övgüler düzdük. Yöneticilerimizi ne kadar sevdiğimizi
anlattık".

"Alış verişler ettik, incik boncuk, takılar aldık..."
 

>>>>> <<<<<  

Üzüldüm ya. Gerçekten üzüldüm..

Bunca metrekare alan kaplayan yazılarda ne yarış var, ne yarışan ruh var, ne de yarış havasının okuyucuya, izleyiciye yansıması..  

Bana kızanlar olabilir, darılanlar, alınanlar...

Kimse kusura bakmasın. Ama ben böyle gördüm, böyle hissettim. Hatam varsa tartışalım.  

Bir etkinliği kamuoyuna sevdirmeye ve topluma yaymaya çalışıyorsanız, bazı noktaları gözardı etmemelisiniz. Seslendiğiniz kitlenin ilgisini çekecek, onları fikren tahrik edecek ve "Ya bunu ben neden yapmayayım?" dedirtecek unsurları işlemeniz gerekmez miydi?  

Sürç-ü lisan ettimse de affola..  

Pruvanız her daim neta olsun

Omurganızın altından su eksik olmasın

Rüzgarlar kolayına essin  

Sevgiler, saygılar

Serdar Bapoğlu     Received on Wed Jul 20 21:30:04 2005


Bu mesajin iceriginden yalnizca gondericisi sorumludur. E-kaynak.net liste arsivi mesaj icerigiyle ilgili herhangi bir sorumluluk kabul etmez.
Only the sender of this message is responsible for its content. E-Kaynak.net is not affiliated with the sender of this message nor responsible for the content.