[YelkencilerLokali] Yüzer satış

From: Ahmet SERİM <ahmetserim_at_....>
Date: Fri 15 Jul 2005 - 00:17:33 EEST

Bu gün Vatan’da şu haber çıktı. İkisi olumsuz, ikisi olumlu beş sebepten gülümsedim, sizlerle paylaşmak istiyorum. Önce haber :

Yüzer dondurmacı Dubai ve Mısır'a satış gurusu oldu!

Yüzme bile bilmeyen 25 yaşındaki bir gencin balıkçı kayığıyla sattığı dondurmalar dünyaya 'pazarlama modeli' oldu. Mısır ve Dubai, Kaan Toker'in icat ettiği 'Denizüstü Satış Kanalı'nı uygulamaya koydu. İtalya da 'Bu iş nasıl yapılır' diye ondan ders aldı

Haber : Aylin LÖLE – Gazete Vatan - 14.07.2005

Mucizenin adı Kaan Toker... 25 yaşında bir sırt çantasıyla geldiği Bodrum'da, pancar motoru bağladığı balıkçı kayığıyla, koylarda demirlemiş yatlara dondurma satmaya başladı. Algida'ya götürdüğü "Sizin denizüstü distribütörünüz olayım" teklifi önce ciddiye alınmadı. Ama o yılmadı, koy koy dolaşarak sıcak satışa devam etti. Kazandığı parayla teknesini biraz daha büyüttü. Sadece Algida'nın değil T-box'ın da 'denizüstü satış operasyonu'nu yürüten Toker'in, bugün tam 18 tekne ve 26 personelden oluşan satış filosu var! Cem Boyner'in bile 'muhteşem bir adam' dediği Toker'in yarattığı satış kanalı, İsviçre'den İtalya'ya kadar merak uyandırdı. Geçtiğimiz günlerde İtalya'da da "Denizüstü satış kanalı nasıl oluşturulur?" diye ders veren Toker'in, başarı öyküsü, Dubai ve Mısır'a da hayata geçirildi....

  • Nereden çıktı bu fikir? Hacettepe Arkeoloji Bölümü mezunuyum. Üniversiteyi bitirdikten sonra sırt çantamı alıp Bodrum'a gittim. Ankaralı'yım. Daha önce Bodrum'u görmemiştim, üstelik geldiğimde yüzme bile bilmiyordum! O zaman Camel Beach diye ünlü bir plajı vardı Bodrum'un. Bir kamyonet kiralayıp, yola çıktım. Yol o kadar bozuktu ki oraya gidene kadar, kamyonetin altı dağıldı... Ama yol boyunca da bütün dondurmaları sattım. Ben de "Madem karadan gidemiyorum, o halde denizden giderim" diyerek, iki beygirlik bir motor aldım. Daha sonra bir balıkçı kayığı aldım. Önce pancar motoruyla 'pata pata' diye gürültüyle satış yaptım. Kazandığım her parayla motor gücünü artırdım, 25 derken 100'e çıktı. İki yıl boyunca bir türlü Camel Beach'e ulaşamadım. Çünkü bütün dondurmaları, koylarda demirlemiş teknelere sattım.
  • Algida'nın ve T-box'un'denizüstü satış kanalı'sınız. Bu ne demek? Bu iş büyümeye başlayınca, sorunlar çıkmaya başladı. Çünkü yedi kocalı Hürmüz'den beterdim. Bir sürü yere bağlıydım. Ben de Algida'ya 'Sizin denizüstü satış kanalınız olayım' diye öneri götürdüm. Çok şaşırdılar. 'Böyle bir yapılanmamız yok, bizim distribütör sistemimize uygun değilsiniz' dediler. Ama onları ikna edip distribütörlüğü kopardım.

Cem Uzan'a da sattım
* Bu işte iyi para var mı?
Bu iş Algida'mn desteklemesiyle oluyor. Çünkü sonuçta biz A tipi müşteriye hitap ediyoruz. Ve bu da Algida'nın bayrağının denizde dalgalanması demek. Normal şartlarda denize çıktığımızda belli bir ciromuz var. Aklı başında insanın yapacağı iş değil bu... Ama Algida bizi desteklemeseydi bu işler olmazdı...

  • Kaç tekneniz var? Şu anda 18 teknem var. 26 personelle çalışıyoruz.
  • T-box da satıyorsunuz... Bizim arkadaşlar Cem Bey'in teknesine dondurma götürmüş. Oradan ismimi öğrenmiş. Beni aradı. Onlara da iki tane tekne yaptım. Biri Bodrum'da diğeri Göcek'te, koyları dolaşıyor şimdi. En çok şıngırdama, cin tunik, şapka ve şort satıyoruz. Ayrıca Doğan Holding'e de bir tekne yaptık. Onlarla da gazete satıyorum
  • Satış yaptığınız ünlüler... Tabii olmaz olur mu? Örneğin Cem Uzan'ın Göcek'te demirli teknesinde ikamet eden herkese dondurma satmıştık. Mustafa Sarıgül, Mehmet Cansun, Nusret Bayraktar, Hüsnü Güreli müşterilerimiz arasında....

Migros'tan sepeti kapan denize koştu
Kaan Toker'in deyimiyle onu gören 'Migros'tan Tansaş'tan sepeti doldurup, denize koşmuş'. Toker, "Para kazanıldığı gören, denize akın etti. Bu işte soğuk zinciri muhafaza etmek çok önemli. Neticede gıda satıyorsunuz. Adamlar gündüz eriyen satamadıkları dondurmaları, akşam tekrar dondurup ertesi gün satıyorlardı. Bu yüzden zehirlenenler oldu."

Önce olumlu noktalar :

  1. Ekonomik yanı da bulunan, örnek yaratıp teşvik eden bir konu, basında yer buldu. Hem ön sayfada, hem de içeride yer aldı, hem de geniş bir şekilde. Denizlerden söz edilmesi çok olumlu. İş sahası tanıttığı için de ayrıca topluma yararlı. En büyük yararı ise, hep bizlerin bir yaşam biçimi olarak andığımız deniz hayatına bir örnek. Yararlı ve etkili olacağını umarım.
  2. Haberin son paragrafında işi anlatan iş sahibi normal ve doğru olanı vurguluyor. Bilhassa KanalD nin hemen her akşam verdiği ve tabii iç karartan gıda terörü ve bilinçsizlikler görüntüleri karşısında bu anlayış en doğrusu. İş sahibi de hatalı davranışları açıklıyor. Bu arada, bilhassa sıcaklarda süt ve süt ürünleri ile balık ve tavuk gibi gıdaların çok çabuk bozulduklarını ve zehirleyebildiklerini tekrarlayayım. Elbette uzmanları daha iyi bilir ama tarihi geçmiş, çözülüp tekrar donmuş ürünler hastalanma veya ölüme davettir. Kaçının.

Olumsuz yanlar ise klasik yorumlarıma konu :

3. Basında görevli arkadaşların çoğu, bilhassa gençlerin pek çoğu, dünya ve ülke gerçeklerinden habersiz ve genelde bilgisiz. Aşağıdaki iki madde bunu daha iyi ve açık anlatıyor. Biraz araştırmadan kaçınan basın üyeleri eksikli kalıyor ve yalap şap diye tabir edilen şekilde aktarmalar yapıyor.

4. Toplum olarak kendi yapmadığımız şeylere sahip çıkmaya çok meraklıyız. Bunu işimizde bireysel olarak yaşadığımız gibi topluca da yapıyoruz. İşinde arkadaşının yaptığı bir şeye “ben yazdım” veya “ben yaptım” diye sahip çıkanları hep görüyoruz. Anadolu’ya ancak 1071 den sonra gelip yerleşen göçebe atalarımız zeytin mi yetiştiriyorlar ve yağını mı çıkartıyorlardı ki bunlara ve asırlar sonra yapmasını öğrendiğimiz zeytinyağlı yemeklere sahip çıkılıyor ?

Başta İngiltere ve Hollanda, sonra Fransa ve Danimarka ve pek çok Avrupa ülkesi eskilerden beri kanallar ve su yollarıyla bezelidir. Bu ortamlarda kanal teknelerinde yaşanır ve günlük ihtiyaçlar başta, ticaret yapılır. Benzer şekilde Hindistan ve daha Doğusunda ülke ve kentlerde su üzerinde yayılmış ve gelişmiş bir yaşam vardır. Su üzerinde evler, mahalleler, hatta kentler vardır. Singapur gibi büyük limanlarda gemilere yanaşan sandallar her türlü ihtiyaç maddesini satarlar. Bu yaşam biçimi, Dünyamızın pek çok yerinde vardı ve vardır.

Yani maalesef bir ilki yaratmış değiliz, sadece ölüyü canlandırdık.

5. Ölüyü canlandırdık diyorum. Denizciliğin bu gün daha fazla geliştiğini savunanlara şunu hatırlatmak lazım : Evet bu günün teknoloji ve imkanları, zaten bazı şeyleri zorluyor ve yaşama geçiriyor. Ama bunlar hemen hepsi eskiden de yaşam biçimi olarak varolan şeylerdi ve yaygın olarak yapılırdı.

Genç girişimciyi kutlarım, bir boşluğu görüp doldurmuş. Ama herkes bilsin ki bu yeni bir iş değil.

Bundan 40-50 yıl önce, daha Bodrum ve çevresi moda olmamıştı. Yaşam örnekleri İstanbul ve semtleri çevresinde dönüyordu. Denizler hayat dolu, yaşama kucak açmış bir yerdi.

Karadaki seyyar satıcı ve büfelerin benzerleri denizlerdeydi. Daha marka dondurmalar, marka içecekler yoktu. Karada yapılıp satıldığı gibi buz kalıpları arasında soğutulan kaplarda bazen dondurma da denize çıkardı, daha sık olarak ta haşlama veya kebap mısır. Sandviç ve içecekler daha boldu. Meyvalar da bulunurdu. Sandalla gelip kavun-karpuz satanları çok gördüm.

Hemen her kalabalık içinde bir büfe salı veya sandalı, ayran veya şerbetler gibi içecekler, ocakta pişen köfteler, soğuk bira, taze ve çeşitli sandviçler bulabilirdiniz. Sevgili Ali San Kardeş, yediği köfteleri hala unutamamış. Evet daha kimsenin aklına T-Box satmak gelmiyordu, çünkü yapan da yoktu, düşünen de. Daha toplu iğnenin bile ithal edildiği yıllardı o yıllar.

T-Box yoktu ama şapka ve şortlar vardı ve satılırdı. Değişik mayo ve sandaletler de satılırdı. Tatil günleri 400-500 sandal elbette iyi bir pazardır. Buna ayrıca dolaşırken gelip yanaşan yelken teknelerini, plajlardan ve kıyılardan yüzüp gelen ve bilhassa yiyecek içecek alışverişi yapanları eklemeliyiz.

Tabii ki lahmacun yoktu. Onlar az sayıda ve kıyıda olurlardı. Ama midye dolma olurdu. Deniz ürkülmekten ziyade hayatı güzelleştiren bir ortamdı. Daha kebap balığı kovamamıştı.

Benim yaşlı anne annem bile sandalla çıkmaya, balık tutmaya, denizde yemek yemeye, kısacası denizi yaşamaya bayılırdı.

Daha gemilerimiz yok edilmemişti. Her 1 Temmuz’da veya başka günlerde, Kalamış Koyunda birkaç sivil gemi olurdu. Askeri gemiler de genellikle halka ve ziyaretlere açılırdı.

Halk, denizle iç içeydi…. Deniz gerçekten bir yaşam biçimiydi. Hem de birkaç yüz kişinin değil….

Sevgi ve saygılar

Ahmet Serim



Her yönüyle sohbetin tadi ancak Messenger ile çikar! http://messenger.msn.com/?mkt=tr&DI=3490&XAPID=2584

http://groups.yahoo.com/group/Yelkenciler/files/Metinler/aciklamalar Yahoo! Groups Links

<*> To visit your group on the web, go to:

    http://groups.yahoo.com/group/YelkencilerLokali/

<*> To unsubscribe from this group, send an email to:

    YelkencilerLokali-unsubscribe@yahoogroups.com

<*> Your use of Yahoo! Groups is subject to:

    http://docs.yahoo.com/info/terms/   Received on Fri Jul 15 10:40:48 2005


Bu mesajin iceriginden yalnizca gondericisi sorumludur. E-kaynak.net liste arsivi mesaj icerigiyle ilgili herhangi bir sorumluluk kabul etmez.
Only the sender of this message is responsible for its content. E-Kaynak.net is not affiliated with the sender of this message nor responsible for the content.