|
|
[YelkencilerLokali] Uluslar arası deniz şenliği ve tarihi gemi(ler)
From: Ahmet SERİM <ahmetserim_at_....>
Date: Mon 04 Jul 2005 - 02:11:39 EEST
Giderek ustalaşan ve önemli noktalara eğilen bir dost, yine çok önemli bir konuya parmak bastı. Lütfen birlikte izleyelim : İstanbul bunu neden yapmasın Temuçin Tüzecan - Hürriyet Pazar – 3 Temmuz 2005 Dünya donanmalarından gemiler Ahırkapı’da demirlesin, Dolmabahçe Sarayı önünden geçerek Karadeniz’e uzansın, Bostancı’dan Sarıyer’e yelkenli tekne yarışları yapılsın, karadan yürütülerek getirilen Fatih’in gemileri Haliç’te seyretsin, Tophane ve Haydarpaşa’daki İstanbul limanları sergi, konser ve gemi ziyaret alanları haline dönüştürülsün... diye güç birliği yapmak o kadar da zor olmamalı. Adını yeni duyduğum bir ülkenin (Yunanistan), adını hiç duymadığım bir bölgesinden (Megara) gemiyle gelen Byzas (onu da hiç tanımıyordum) adlı bir adamın beraberindekilerle şimdi İstanbul dediğimiz şehri kurduğunu öğrendiğimde sanırım ilkokul birinci sınıftaydım. Eğitim dediğimiz büyülü aydınlanmanın kursağıma giren ilk meyvesi işte bu bilgiydi; yıl 1967-1968 olmalı. Haritaları da, yine o sırada baktığımız Kadıköy planında evimizin sokağını bulduğumda çok sevmiştim. Kadıköy ve İstanbul tarihini Bahariye İlkokulu’nun birinci sınıfına gidenlerin kafasına nakşetmeyi akıl eden öğretmenim Şükriye Tunca’yı sevgi ve saygıyla anıyorum. Bugün ‘Tarihi Yarımada’ dediğimiz bölgeye yerleşmedikleri için ‘Körler Ülkesi’ olarak adlandırılan Chalcedon’un (Kadıköy) karşısında denizden gelen insanlar tarafından kurulan bu şehir, İstanbul, eğer kuruluş efsanesi doğruysa tam 2641 yıldır yaşıyor. Başından geçen işgallerin, tanık olduğu yağmaların, yol açtığı savaşların çoğu denizle bağlantılı; zenginliği ve refahı da. Dolaşımdaki para biriminin tasarımı ve üzerindeki simgeler parayı basan yöneticilerin ülkeleriyle ilgili algılamalarını yansıtır. Örneğin, Doğu Roma İmparatorları tarafından 1500 yıl önce bastırılan gümüş sikkelerden birinde Haliç’teki balık bereketine nazire, palamut kabartması vardır. Cumhuriyet tarihinde basılan paralarda İstanbul’un deniz ve denizci özelliğine gönderme yapma kaygısı görmeyiz. Yani deniz bugün İstanbul ve İstanbullu için tarihinde olmadığı denli önemsizdir. Ve İstanbul, kuruluşundan 2641 yıl sonra esaslı bir ‘Körler Ülkesi’ne dönüşmüştür. * Bir başka deniz şehri, İngiltere Kraliyet Donanması’nın ana üssü Portsmouth, hafta içinde 250 bin kişinin izlediği bir Uluslararası Deniz Şenliği’ne ev sahipliği yaptı. Bugün sona erecek şenliğe, 35 ülkeden 58 gemi katıldı. Modern savaş gemileri ile önde gelen donanmaların yelken ve temel denizcilik eğitimi için kullandıkları çok direkli eski ve büyük yelkenliler borda bordayaydı. Türkiye’yi F 245 borda numaralı Oruçreis fırkateyni temsil etti. 57 ülkenin Deniz Kuvvetleri Komutanı da Portsmouth’a geldi. Çoğu yelkenli, yüzlerce küçük tekne ve mürettebatları ile gösterileri kıyıdan izleyen onbinlerce kişi şenliğe sivil ve amatör denizcilik coşkusu kattı. Bu yılın önemi, 2005’in, Avrupa’daki İspanya-Fransa tehdidine son veren ve İngiltere’nin okyanuslardaki hakimiyetini İkinci Dünya Savaşı’na kadar sürekli kılan Trafalgar Deniz Zaferi’nin 200. yıldönümü olmasıydı. Bu nedenle de şenliğin yıldızı, 18. yüzyıl savaş gemisi Blandford’un bire bir kopyası olan ve 1997 yılında Marmaris’te denize indirilen Grand Turk adlı 50 metrelik gemiydi. Şenlikte, Amiral Horatio Nelson’un Sancak Gemisi HMS Victory rolü oynayan Grand Turk, geçen salı gecesi 250 bin kişinin izlediği büyük havai fişek gösterisinin de amiral gemisi oldu. Portsmouth, İngiltere’nin denizaşırı imparatorluğa açılan kapısıydı. Amerika’yı, Avusturalya’yı Anglosakson kılan nüfusun geçtiği en önemli limanlardan biriydi. İngiltere denizciliğini tanımlayan önemli bir adresti; hálá da öyle. Ancak İstanbul’un deniz tarihi ile kıyaslandığında Portsmouth devede kulak kalır her anlamda. İşte bu nedenle şenlik fotoğraflarından yansıyan denizci coşku, bende ciddi bir kıskançlık ve üzüntü nöbetine yol açtı. İstanbul gibi köklü bir deniz şehrinde benzer bir şenliğin bugüne dek hiç düşünülmemiş, ya da düşünüldüyse bile kalıcı biçimde hayata geçmemiş olması canımı yaktı. * Bu İstanbul Uluslararası Deniz Şenliği için bir çağrı yazısı; anlamış olmalısınız. Kültür Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Denizcilik Müsteşarlığı gibi doğrudan doğruya İstanbul ile ilgili resmi kuruluşlara, Deniz Ticaret Odası gibi denizden ekmek yiyenlerin örgütlerine, İstanbul’daki kültür etkinlikleri ile özdeşleşmiş İstanbul Kültür Sanat Vakfı gibi sivil toplum kuruluşlarına bir çağrı: İstanbul’u, Avrupa ile Asya’yı ayıran denizin kenarına ilişmiş bir şehir değil, o denizin üzerine oturan ve o denizi tarif eden bir şehir haline getirecek İstanbul Uluslararası Deniz Şenliği düzenlenmesi için biraraya gelebilir misiniz? Hatta.. Gelmelisiniz. Dünya donanmalarından gemiler Ahırkapı’da demirlesin, Dolmabahçe Sarayı önünden geçerek Karadeniz’e kadar uzansın, Bostancı’dan Sarıyer’e yelkenli tekne yarışları yapılsın, karadan yürütülerek getirilen Fatih’in gemileri Haliç’de seyretsin, Tophane ve Haydarpaşa’daki İstanbul limanları sergi, konser ve gemi ziyaret alanları haline dönüştürülsün... diye güç birliği yapmak o kadar da zor olmamalı. Türkiye’nin ne denli Avrupalı olduğunu ya da olmadığını kimseye anlatma gereği hiç duymadım ama İstanbul’da düzenlenecek bir şenliğin önyargıları gidermede çok etkili olacağına da eminim. Dahası, bu şenliğin, Türkiye’nin en önemli turizm markası olan İstanbul’a katacakları da ortada değil mi? Tarihi gemimiz yok Türkiye Deniz Kuvvetleri, Akdeniz’in en güçlü filolarından birine sahip. Modern gemiler ve denizaltılar birbirinin peşisıra denize indiriliyor; donanma modernleşiyor. Güçlü donanmalar bayraklarını yabancı limanlarda dalgalandırırken tarihlerinden izler taşıyan gemilerle de gidiyorlar. Portsmouth’da, Türkiye’nin denizcilik mirasını yansıtacak bir tarihi geminin olmaması bu nedenle düşündürücüydü. Osmanlı İmparatorluğu’nun Akdeniz hakimiyetinin simgesi olan, Barbaros Hayreddin Paşa gibi komutanların yetiştiği ve komuta ettiği, şebek denen korsan gemilerinden biri geleneksel yöntemlerle yapılsa, Deniz Kuvvetleri de ziyaretlerinde modern savaş gemilerinin yanında bu gemiyi kullansa etkisi katlanır. ‘Kadırga’dan Kalyon’a Osmanlı’da Yelkenli’ adlı kitabı geçen yıl ekim ayında yayınlanan Ahmet Güleryüz, Türk Deniz Kuvvetleri için bir şebek yapımının ve sonrasında da kullanımının kolay olacağını belirtiyor ve ekliyor: ‘Denizci teknelerdir. Onlarla İzlanda’ya kadar gitmişlerdi.’ Yani Portsmouth’a haydi haydi giderlerdi. Onu da deniz tutardı Amcasının 12 yaşındayken Kraliyet Donanması’na soktuğu Amiral Nelson, 16 yaşına geldiğinde dünyayı dolaşıp denizciliği öğrenmiş, 21 yaşında ilk gemi komutanlığını kazanmıştı. Fransızlarla tam 120 kez farklı muharebelerde karşı karşıya geldi. Kolunu kaybetti, gözünden yaralandı. İngiltere bu deniz kahramanını onurlandırmak için Londra’nın merkezindeki meydana Trafalgar adını verdi; meydandaki yüksek sütunun üzerine de bir Amiral Nelson heykeli dikti. Amiral Nelson, zafer kazandığı İspanya’nın Trafalgar Burnu’na uzaktan, o sütunun tepesinden ikiyüz yıldır bakar, durur. Söyleyenlerin yalancısıyım; benimle tek ortak yönü, onu da dalgalı denizlerin tutmasıymış. Yazı çok yerinde bilgiler ve saptamalar sunuyor. Sadece bazı tamamlayıcı notlar ekleyebilirim :
Tarihi saklamak : Hep düşünüyorum : 1492 de, yeni bir kıta olduğu anlaşılmadan keşfedilen bir kıta, uzun bir süre sonra bir kıta olarak anlaşılacak. Muhtelif milletlerden istilacılar ve hapishanelerden toplanan insanlar, yerli halkı bir yana iterek yeni bir toplum meydana getirecekler. Sonra bu toplum istiklal arayacak, bizde Deniz Harp Okulu ve Istanbul Teknik Üniversitesi’nin ortak ataları Mühendishane-i Berr-i Hümayun ile aynı yıllarda yeni bir devlet kuracaklar. Öyle bir devlet ki, o yıllarda oluşturdukları Anayasa ve Devlet Sistemleri, yaşadıkları bir kıran kırana iç savaşa rağmen, değişmeyecek. Yasama, Yargı ve Yürütme sistemleri hep çalışacak ve bu güne kadar aksaksız, küçük ilavelerle gelecek. 1299 dan önce de devlet kurma ve yaşatma geleneği olan bizler bile, son kurduğumuz devleti daha 100. yaşına getirememişken, Dünyayı yeniden şekillendirmeye ve idareye soyunabilecekler. Özellikle demiryolları ve denizyolları ile ulaşım ve nakliye sağlanan gelişme yıllarında, tarım, hayvancılık, madenler, ormancılık ile desteklenen sağlam bir sanayi kuracaklar. Sağlam derken bir örnek vermek isterim : 10 sene kadar evvel, Tuzla’daki tersanelerden birinde yat haline getirilmiş, sonra da bir patlama ve yangın geçirip yaralanmış, PT botlarından birinin gövdesi dururdu. Bu teknenin yaralı bordasına gidip baktığınızda, 2. Dünya savaşı yıllarında, seri üretimle araba gibi imal edilmiş bu teknenin, birer inç (yaklaşık 2,5 santim) kalınlığındaki üç kat maun kaplama ile 3lü diyagonal kaplandığını, çok kısa aralıklarla bakır perçinlerle kaplamaların birleştirildiğini görürdünüz. Yani bu aceleye gelmiş bir küçük tekne üretimi oluyor... Zaten Amerikan geleneğinde, borda kaplamaları sağlamdır, çok sağlamdır. Bu ülkenin ünlü ve tarihi savaş gemileri (veya kalanlar) aslında çoktur, birkaç tanesini sayalım isterseniz : Pearl Harbor baskını anısı ve anıtı olan Arizona, Normal bir uçak gemisi iken, Ay’dan dönen üç astronotu denizden alıp bir süre misafir ettikten sonra (Başkan Richard Nixon bile gemiye gelmişti) adı artık Hornet + 3 olarak anılan gemi, batmaya direnen ve başına gelen kazaları atlatan II. Dünya Harbi döneminin Sailfish veya Squalus denizaltısı, Kuzey Kutbunun altından geçmeyi başaran, dünyanın ilk nükleer denizaltısı Nautilus, Dünyanın ilk zırhlı gemi savaşını yapan İç Savaşın USS Monitor ganbotu (buradaki U United değil Union State’s Ship, yani iç savaşın Kuzey eyaletlerinin, birliğin gemisi anlamında, ünlü savaşı Konfederasyon gemisi CSS Virginia ile yapmıştı, ilk çelik taretli zırhlı. Geminin kendisi batık durumda, ancak bazı parçaları sergileniyor)...... ve daha hatırlanacak başkaları. Çoğu bu gün batık bile olsalar müze olarak hizmet vermeye ve bir ulusu kenetleyip birleştirmeye, gururlandırmaya devam ediyor. Ama en ünlü U.S.S. (yani United States’ Ship = Birleşik Devletler Gemisi, bizdeki T.C.G = Türkiye Cumhuriyeti Gemisi, veya İngilizlerin H.M.S. = Her veya His Majesty Ship karşılığı), kuşkusuz U.S.S. Constitution’ dur. Halen aktif durumda ve envanter dahili en eski Amerikan savaş gemisi olan bu geminin lakabı, İngiliz savaş gemisi Guerrierre’nin tam salvo borda atışını sektirdiği günden beri, yani 18 Ağustos 1812 den beri, “Old Ironsides” dır. Düşman gemisinin atışları, 7 inç, yani yaklaşık 17,78 cm. kalınlığındaki meşe borda kaplamasından sekince, mürettebattan biri “hey bu hanımın yanları galiba demirden !” diye bağırmış. Ironsides oradan gelir. Old kelimesi ise, o dönemin saygılı bir samimiyet gösteren ; ustalık, babacanlık, ululuk gibi ifadeler taşıyan bir hitap kelimesidir. Mesela ustaca ateş eden bir kişiye Old Firehand, Old Gun gibi lakaplar verilebilirdi. Bu gemi o kadar ünlü ve saygındır ki, adresi www.navy.mil olan Amerikan Deniz Kuvvetleri Ana Sayfasında, tanıtım resmi olarak fonda U.S.S. Constitution’un silueti, önünde ikisi uzak, ikisi yakın, dört modern gemi resmi vardır. Yani hala şeref ve saygı ile anılır, çok ünlü bir simgedir. Bu şeref ve saygı duygusu, bağlılık, ustalıkla kuşaklara aktarılmaktadır. 200. yıl denize açılması için, teknenin bakımı ve yeni yelkenler yapılması için, Amerika Birleşik Devletlerinin 50 Eyaletinden öğrenciler, harçlıklarından biriktirdikleri paraları toplamış ve giderleri sağlamışlardır. Böyle bir kuşak, artık o gemiyi unutur, değerini bilmez mi ? Geminin zaferleri moralleri arttırdığı gibi, Birleşik Devletleri dünya ölçüsünde bir deniz gücü haline getiriyordu. 1815 te barış ilan edilene kadar, Constitution 8 zafer daha kazandı. Altı yıl bakım gördükten sonra, Akdeniz filosundaki sancak gemisi görevine geri döndü. Boston’a dönüşü ise ancak 1828 de oldu. Bu arada,şair Oliver Wendell Holmes, “Old Ironsides” adlı çok ünlenen bir şiir yayınlamıştı. 1830 da yapılan bir inceleme, denize uygun olmadığını ortaya koydu. Hurdaya ayrılıp sökülmesi söz konusu idi. Amerikan halkı büyük şekilde buna karşı çıktı. Kongrenin onayıyla esaslı bir yenilenme geçirdi, 1835 te yeniden hizmete girdi. Akdeniz’de ve güney Pasifik’te sancak gemisi olarak görev yaptı. Ayrıca, Mart 1844 te başlayan, 30 aylık bir dünya turu yaptı. 1850lerde, Afrika kıyılarında esir ticaretine karşı devriye gezdi. İç savaşta ise eğitim gemisi olarak kullanıldı. 1871 de tekrar yenilendi, 1877 Paris Sergisine eşyaları götürdü ve yeniden eğitim gemisi olarak görev yaptı. 1882 de hizmetten çıkartıldı ve Portsmouth limanında kıyıya bağlı görevler yapmaya başladı. 1897 de, Yüzüncü yılını kutlamak için Boston’a geri döndü. 1905 te, kamu oyunun ilgi ve duyarlığı, hurdaya ayrılmaktan bir kere daha kurtardı bu gemiyi. 1925 te, okullu çocukların ve vatan sever grupların bağışları ile yeniden restore edildi. 1931 de tekrar göreve alındı, yedeklenerek Atlantik, Teksas Körfezi ve Pasifik sahillerinde 90 liman şehrini kapsayan bir gezi yaptı. Üç yıl süren bu gezide, 4 Milyon 6 Yüzbinden fazla insan onu ziyaret etti. Artık Amerika’nın sembollerinden biri olmuştu. Yeniden ana limanı Boston’a döndü. 1941 de sürekli olarak görevde kalmasına karar verildi. Kongre de 1954 te aldığı bir kararla, korunması ve ileriki kuşaklara aktarılması görevini Donanma Sekreterliğine verdi. Görevdeki en eski Birleşik Devletler gemisi olarak Constitution, ülkenin denizlere hakimiyetinin güçlü bir tanığı olarak saklanmaktadır. Gemide her zaman için Deniz Kuvvetlerinden atanmış bir çekirdek mürettebat vardır ve gemi sancağı şerefle gizden dalgalanmaktadır. Bu korunma ve ileriki kuşaklara aktarılmanın son güzel örneği 21 Temmuz 1997 de verildi. Daha önce, Mart 1997 de 44 ay süren bir restorasyon bitmişti. Yine 50 Eyaletin okul çocukları, harçlıklarından yardımlar yaparak bu efsane tekneye yeni yelkenler alınmasını sağlamışlardı. Massachusetts körfezinden yedekte çıkarılan gemi, öğleyin halatları bırakarak, savaşlarında bastığı geleneksel 6 parça yelkeni ile seyre geçti. Bu muhteşem anda, kendisine güdümlü füze muhribi USS Ramage (DDG 61) ve güdümlü füze fırkateyni USS Halyburton (FFG 40) refakat ediyorlardı. Donanmanın Hava Akrobasi Ekibi “Mavi Melekler” ise F/A –18 Hornet uçaklarıyla havadan saygılarını sundular. 21 Ekim 1997de ise, USS Constitution hizmetle geçen 200. yılını kutladı. Gemi halen Massachusetts eyaletindeki Boston Kentinde, Charlestown Donanma Tersanesinde, Ulusal bir Anıt olarak muhafaza edilmektedir. Şimdi, sevgili dostlar, şöyle düşünebilirsiniz : Koskoca devletin bir eski yelkenli gemisi var, övüp duruyorlar, bizim Ahmet te, o reklamlara kanmış, aynı havadan okuyor. Aman, sakın, sakın ha bu yanılgıya düşmeyin : Elimdeki kayıtlarda (Tarihi Bahriye Gemileri Birliği, Historic Naval Ships Association - HNSA, Internet adresi de : http://www.maritime.org/hnsa-guide.htm ), yine internet adresleriyle beraber, dünya üzerinde 11 ülkede tam 145 adet, Donanmalara ait tarihi gemi saymış (yazının hazırlandığı tarihte). Ancak bunun 116 tanesi, yani % 80 i, sadece Amerika Birleşik Devletleri Limanlarında bulunuyor. Hemen belirteyim, liste oldukça güncel. Mesela, Rahmi Koç Müzesindeki S-338 numaralı TCG Uluç Ali Reis deniz altısı, eski SS-418 USS Thornback , bu şekildeki tam adıyla, özellikleri ve önemli tarihleri ile, yer olarak İstanbul ve Türkiye belirtilerek ve müze sitesine bağlantısı da sağlanmış olarak, ülkemizi temsil ediyor. Yani oldukça yeni değişiklikler de yer alıyor.
Ama kuşkusuz bazı eksikleri ve değerlendirme hataları var. Örneğin Türkiye
için, bence İzmit Yelken Kulübü yanında kıçtan kara bağlı T.C.G. Gayret
Şimdi denizcilik gücü bütünü içinde deniz kuvvetlerine ve geçmişine bu kadar önem veren bir ülkenin, en eski varlığını iftiharla yaşatıp ele güne, ama önce kendi gençliğine göstermesi ve gençlerin desteğini (sorumluluk ve sahiplenme ile beraber) alması, ibret alınacak bir durum değil mi ?
Yukarıda bahsettiğim listede, İngilizlerin ünlü Belfast Kruvazörü (II. Dünya
Savaşı), Almanların meşhur U-Boot’larından bir kaçı (Almanya ve Amerika’da),
Yunanlıların Georgios Averoff kruvazörü, Rusya’nın Aurora Kruvazörü
Nerede bizim Yavuz zırhlımız, bir deniz savaşı çığrı açan Hamidiye’miz, tek
başına tarih yazan Nusrat, Kurtuluş Savaşımızın hemen öncesinde Karadeniz’e
geçmiş (bakım için Rusya’ya gitmişlerdi) ve orada sıkışmış iki ganbotumuz (
Aydın Reis ve Preveze) ile Karadeniz’de görevler yapan iki romorkörümüz
Ya Zafer torpidosu, yüce Ata’mızın aziz naaşını Sarayburnu’ndan Yavuz’a, İzmit’te de Yavuz’dan yine karaya taşımıştı. Yeni teknolojilerle Atılay’ı bulup çıkartmak, Dumlupınar’ı filmini çekmek yerine gün ışığına kavuşturmak zor olmasa gerek. Amerikalı’lar, yaklaşık yüz yıl sonra, ilk denizaltılardan birini çıkarttılar (CSS Hunley). Gemi açılırken de hem askeri, hem de dini tören yaparak şehitlerini vatan toprağına iade ettiler. Discovery veya National Geographic kanallarından birinde, hem de birkaç kere seyrettim. Dünyanın bir ucunda olan yabancı ben, beraber saygı duyup ruhlarına kendimce dua ettim. Bizimkilere de hepimiz bunları can-ı gönülden yaparız. 7 Haziran 1973 te, 1914 yılından beri Türk Donanması envanterinde bulunan, taş baskısı resimleri en ücra Anadolu Kahvelerinde bile bulunan, şarkı ve türkülere konu olmuş, Atatürk’ümüzü son yolculuğunda taşımış, Alman yapımı Yavuz Sultan Selim zırhlısı (Kısaca T.C.G. YAVUZ, İlk adı SMS GOEBEN) hurdaya ayrılarak ve sökülmek üzere, son defa Gölcük Deniz Üssü’nden, romorkörlerle çekilerek, özel tören ile yola çıktı. O Gölcük ki, Yavuz’un bakımı için alınan yüzer havuz ve yapılan tesislerin çevresinde gelişmiş bir üs ve bu sayede gelişen bir kasabadır. Bende bulunan özel kitapçığın anlattıklarına göre, törene katılan herkesin gözü yaşarmış, gemide görev yapmış olanların da sicim gibi...
Halen muhtelif maketleri, resimleri ve ufak hatıralar Beşiktaş’taki Deniz
Müzesini, Baş direği Heybeliada’daki Deniz Lisesini (Eski Deniz Harp Okulu),
bu direğin bir kopyası Tuzla’daki Deniz Harp Okulunu, 4 uskuru muhtelif
Donanma merkezlerini zenginleştirmektedir. İskele 8 numaralı Lumbozu,
Fenerbahçe’deki Istanbul Yelken Kulübü Şeref Salonunda bulunmaktadır.
Güverte tahtalarından tornada çekilerek yapılmış olan minyatür gerdeller
Üstelik kulağımıza gelmiş olan söylentilere göre, kendi sınıfından tek kalmış olan bu gemi için, Alman’lar bu gemiyi alıp, karşılığında komple bir yelkenli okul gemisi vermeyi önermişlerdi. Yani onlar değerini anlamışlar ve geriye alıp müze yapmak istemişlerdi. Her halde ham madde olarak kullanacak halleri yoktu. Yavuz’un gerek müze olsun, gerek sadece gemi olarak kalsın, bakım ve tutumu zor ve pahalı olabilir şeklinde düşünülmüştür belki de... Ama her halde Tekel’in kuleleri kadar, yapıldıktan sonra terkedilen hava alanları kadar, masraflı olmazdı. Üstelik akıllıca bir işletme ile masrafını tamamiyle çıkartmasa bile hafifletebilirdi. Ne yazık ki, her yönüyle tam ve eşsiz önder olan Ata’mızdan sonra, denizin önemini bilip anlayan yönetici pek kalmadı. 1937 de T.B.M.M.’ni açış nutkunda : “Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye ; endüstrisi, ticareti ve sporu ile, en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten istifade etmeyi bilmeliyiz. Denizciliği TÜRK’ÜN büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.” hedefini çok doğru olarak göstermişti. Bir ülkenin bir dünya devleti olabilmesi için, büyük bir deniz gücüne ihtiyacı vardır ve bunun için de her zaman iyi bir denizcilik eğitimi ve denizci yetişmesi öne çıkar. Dağ ülkesi İsviçre bile muhtelif deniz başarılarına imza atmaktadır. İşte bunun temelinde de, çok küçük yaşlardan başlıyarak denizci yetiştiren yelken sporu ve amatör denizcilik yatmaktadır. Amatör denizcilik, sadece yelkeni değil, kürekli aile sandallarını da, dalma sporunu da, emniyet ve kurtarma için gönüllü çalışmaları da kapsar.
Örneğin, çocukluğumdaki, 1950 lerdeki 1 Temmuz’ları hasretle anıyorum. 1
Temmuz, şimdilerde Kabotaj Bayramı olarak, resmi bir soğukluk içinde ve
göstermelik kutlanıyor. Halbuki 1970-80 lere kadar coşkulu bir gündü. Moda
Sonuçta, eski atalarımızın ve Ata’mızın bir torunu olarak, O’nun gösterdiği hedeflere ulaşmak istiyorum. Batı medeniyeti içinde bir yer alabilmek istiyorum. Bunun için, bu uygarlığa sadece uyum değil, katkılar da yapmamızı istiyorum. Denizciliği de bir büyük ana hedef olarak biliyorum. Gençlerimizin de bunu benimsemelerini istiyorum. Bunun için de kuru, klasik nutuklar değil, elle tutulabilecek anı ve örnekler istiyorum. Gençlerin bu yönde, sorumlulukları paylaşarak, önce eğitim görüp bilinçlenmelerini, sonra da, yılda birkaç futbol maçına az giderek, birkaç giysiden fedakarlık ederek, birkaç gün daha az masraf yaparak, Amerikalı Okul Çocukları gibi, denizciliğin bir canlı tanığını yaşatabilmelerini istiyorum. Eldeki her şeyin, çöpe, hurdaya atılmayacağını da biz büyüklerin önce öğrenip sonra örnek olarak anlatmamızı istiyorum. Eski değerlerden hemen hiçbir şey kalmadığına göre, niye bir yardımcı motorlu ve iki-üç yelkenli bir Akdeniz Kalyonu (Yazıda şebek diye geçene benzer, ilk Akdeniz teknelerinin son durumudur) yapılmasın ? Bu gemi, normalde Deniz Harp Okulu iç limanında tutulur. Önemli gösteriler ve şenlikler, bayramlar için kullanılır. Bir çekirdek ve usta denizci komuta kadrosu olur. Daha önce görev yapan üst sınıf öğrencileri yeni gelenleri yetiştirir. Esas mürettebatı da sivil ve askeri bahriye okullarının birinci veya ikinci sınıf öğrencileri olur. Alt güvertelerde, hamaklarda yatılır. Bir korvet veya fırkateyn eşlik eder. Gereğinde yedeğe alır ve destek olur. Yaratacağı etki çok büyük ve olumlu olur. Kimliğimizi de çok iyi belirtir. Döneminde adet olduğu gibi çok büyük boyutlarda bir sancak ve fenerler taşır. Savaşmayacağı için dekor ve işaret amaçları dışında top ve cephane taşımaz. Temuçin Bey’e bu hayali, bu amacı dile getirdiği için yürekten teşekkürler. Ahmet Serim En etkili ve güvenilir PC Korumayi tercih edin, rahat edin! http://www.msn.com.tr/security/ http://groups.yahoo.com/group/Yelkenciler/files/Metinler/aciklamalar Yahoo! Groups Links <*> To visit your group on the web, go to: http://groups.yahoo.com/group/YelkencilerLokali/ <*> To unsubscribe from this group, send an email to: YelkencilerLokali-unsubscribe@yahoogroups.com <*> Your use of Yahoo! Groups is subject to: http://docs.yahoo.com/info/terms/ Received on Mon Jul 4 16:06:10 2005 Bu mesajin iceriginden yalnizca gondericisi sorumludur. E-kaynak.net liste arsivi mesaj icerigiyle ilgili herhangi bir sorumluluk kabul etmez. Only the sender of this message is responsible for its content. E-Kaynak.net is not affiliated with the sender of this message nor responsible for the content. |