[YelkencilerLokali] Bir spor yazısı

From: Ahmet SERİM <ahmetserim_at_....>
Date: Fri 13 May 2005 - 15:27:17 EEST


Futbolu benimsemem. Bir spor olarak görmem. Para ile yapılan bir gösteridir. Modern gladyatör güreşidir. Hele hemen her şeyin ifratına kaçılan ülkemizde, tüm amatör sporları silen, kendilerine rant sağlamak isteyenlerin şişirdikleri bir unsur olarak görürüm. Çocukluğumdaki ve öncesindeki gerçek amatör spor ruhu ile sportif olarak renk aşkı ile yapılmış güzide olaydan çok farklı görürüm. Bu düşüncelerimde sanırım tribünlerde ve saha dışında çıkan olaylar, atılan cisimler, edilen kaba sözler, akan kanlar, kendi sporcusunu dövdürenler, daha bir çok yürek ve ahlak dışı olay, etkendir.

Bu yüzden fazla takip etmem ve ilgili yazıları fazla okumam.

Son zamanlarda rastladığım en güzel ve anlamlı slogan ve olay : “Rıza efendi, iki ekmek bir süt” pankartına karşılık alınan galibiyet ve şu cevaptı : Sen bunu yazarsan, o da tarih yazar !

Bu gün de tesadüfen çok ilginç ve güzel bir yorum yazısı okudum. Sporda bazı duyguların ; azim, hırs yapmak, bağlılık, sahiplenmek, moral etkisi gibi bazı duyguların önemini vurgulayan ve sonuca etkisini irdeleyen, bazı sözlerin nasıl kamçı olup geri döndüğünü anlatan, ilginç bir yazı okudum. Kimileri bazı dersler çıkarabilirler umuduyla sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sakın ha bir tarafı tuttuğumu sanmayın. Daha “seni sevmeyen ölsün” saçmalığının üzerinden de fazla zaman geçmedi, unutmadık ! Ya da yer altı dünyasına kucak açanlar da unutulmadı, her halde.

Zaferin adı "Azizname"! - Talay Erker - Vatan Gazetesi, Spor sayfası - 13/5/2005

Aslan, ormanda bir tehlikeyi ya da kendisine "saygısızlık" yapıldığını sezdiğinde yelelerini kabartıp kükrermiş! G.Saray'a da bu "saygısızlık" yapılmayacaktı! Çünkü UEFA gibi ancak rüyalara girecek "BÜYÜK KUPAYI" ülkeye getiren G.Saray'da hâlâ o günlerden arta kalan "yaşlı aslanlar" vardı.

Olimpiyat Stadı'nda F.Bahçe'nin karşısına çıkan G.Saray'da Ergün, Hasan, Hakan Şükür gibi "alın terinin" kıymetini bilen "yaşlı aslanlar" büyük zafere dil uzatanları asla affetmezlerdi.

Dahası; büyük kupayı getirirken "alın teri akıtan" arkadaşlarının arasında olan Hagi şimdi Daum'un karşısında olacaktı. Bülent, Arif gibi emektar G.Saray sevdalıları yedek kulübesinde oturuyor olsalar da dişlerini gıcırdatarak sahadaki arkadaşlarına "UEFA Kupası tesadüftü diyenlere hadlerini bildirin" diye bağıracaklardı. Sakatlığından dolayı "devre arkadaşlarının" arasında olamayan Hakan Ünsal, kimbilir kaç gece yastığını gözyaşları ile ıslattı!

Evet, tecrübeli olan bir sorumlu, bu geçmişi olan gururlu çocuklarla bir "final oynayacaklarını" düşünerek, diliyle kendi çukurunu kazmamalıydı!

Kupayı görünce
Gerçek bu; kupayı görünce, geçmiş canlandı çoğunun içinde... O, "Çocuklarına ve Türk sporunun geleceğine armağan ettikleri şerefli kupaya" atılan taş, gururlarını incitti, güçleri birse, ikiye üçe katlandı. Kazanma hırsları en üst seviyeye çıktı.

Gördünüz işte; 25 Kasım 1992'de Roma'da, Roma'nın her kanadına bir "boğa" gibi saldıran 20 yaşındaki Hakan ne ise, 11 Mayıs 2005 gecesi Olimpiyat Stadı'nda F.Bahçe savunmasına her yanından saldıran Hakan da aynıydı. 34 yaşındaki Hakan 20 yaşlarındaki gücüyle oynadı. Ergün'ü de seyrettiniz işte; orta alanda görev yaparken, G.Saray'ın dilinden ve gönlünden düşürmediği "10 numara" gibiydi. Hagi onu, Orhan'ın Serhat karşısında dağıldığını görünce sol beke çekti, orada da "yılların tecrübesi" ile adeta abideleşti.

Hasan sonradan sahne alsa da sahne ışıklarında parlayan yıldızdı.

Daum bir anda alabora olup 3-0 yenik duruma düştükten sonra, riskli futbola dönüp, afedersiniz "kabası yosun tutmuş" Van Hooijdonk'u sahaya atarken, Hagi topun G.Saray'da daha çok kalmasını sağlamak için muhteşem oynayan ama yorulan Necati-Ribery ikilisini kenara çekip Hasan ve Sabri'yi sahaya saldı. Bu oyun bir "satranç" sayılırsa, şah olan Hagi, kendisini "fil" sanan Daum'u yiyip, mat etti.

Parlak gözler
Kupa töreninde, Hakan'ın, Ergün'ün, Hasan'ın gözlerindeki parlaklığı gördünüz mü? Kupaya sarılan Bülent'in, Arifin ellerindeki kavrama gücünü hissedebildiniz mi?

G.Saray bir kupa finalinde F.Bahçe gibi ligde de yarıştığı bir ezeli rakibi 5-1 ile geçtiyse, elbette "tarih" yazdı.

Aziz başkanın "tarih yazmaya" itirazı var mı acaba?

İTÜ'de katıldığı bir panel sırasında "Beşiktaş sizi 4-3 yenerek tarih yazdı" diyen kız öğrenciye itirazı vardı: "Büyük takımlar birbirlerini bir farkla, iki farkla her zaman yenebilirler, bu tarih yazmak olmaz. Biz G.Saray'ı 6-0 yendik. Tarih öyle yazılır" demişti.

Simdi sevgili başkana sormalı:

"5-1'lik bir kupa finali sonucu, tarih yazmış olmak için yeterli midir acaba?" Başkanın bu soruya yanıtı artık hiç önemli değil!

"UEFA Kupası tesadüftü" diyerek, Olimpiyat Stadı'ndaki kupaya G.Saray'ın bir başka hırsla bakmasını sağladı. Elbette G.Saray 5-1'lik bir F.Bahçe zaferiyle bir defa daha "TARİH" yazdı.

Vereceği yanıt artık önemini kaybetmiş olsa da sayın Aziz başkana soralım: "Bir itirazınız var mı?" G.Saray gerçekten bir zafer kazandı, tarih yazdı.

Adını koyarsak "Azizname" yazdı!



Siz siz olun MSN'den hava durumunu ögrenmeden evden çikmayin! http://www.msn.com.tr/havadurumu/

http://groups.yahoo.com/group/Yelkenciler/files/Metinler/aciklamalar Yahoo! Groups Links

<*> To visit your group on the web, go to:

    http://groups.yahoo.com/group/YelkencilerLokali/

<*> To unsubscribe from this group, send an email to:

    YelkencilerLokali-unsubscribe@yahoogroups.com

<*> Your use of Yahoo! Groups is subject to:

    http://docs.yahoo.com/info/terms/   Received on Sat May 14 08:28:48 2005


Bu mesajin iceriginden yalnizca gondericisi sorumludur. E-kaynak.net liste arsivi mesaj icerigiyle ilgili herhangi bir sorumluluk kabul etmez.