[kristalcocuklar] FW: [indigoturkiye] zihni acmak

From: Burçak ALKANLI <burcakalkanli_at_....>
Date: Thu 12 May 2005 - 17:14:18 EEST

   


From: indigoturkiye@yahoogroups.com [mailto:indigoturkiye@yahoogroups.com] On Behalf Of Hande Sent: Thursday, May 12, 2005 4:25 PM
To: indigoturkiye@yahoogroups.com
Subject: [indigoturkiye] zihni acmak  

7. MÜHÜR-ZİHNİ AÇMAK. 1. Birçoğumuz sınırlı madde formunda Tanrı’yı öğrenme konusunda kapasitemize ulaştık.
Bu dünyadaki yaşamlarımız boyunca, olağanüstü yaratıcılığımızın ürünü olan bu katın tüm unsurlarını deneyimledik. Bu deneyim sonucunda toplumsal bilincin sürü realitesinde yaşayan
İnsanın sınırlı düşünceleri ile ilgili herşeyi öğrendik. Korkuyu ve güvensizliği, üzüntüyü, öfkeyi, aç gözlülüğü öğrendik. Tanrı’yı görkemli oluş gösterisinin en son düzeyinde deneyimleyebilmemiz için tüm serüvenlerimiz boyunca bizi sevip desteklemiş olan tanrısal kaynağımıza yabancılaşmayı öğrendik.

Yeniden sınırsızlık haline dönebilmek, varoluş mutluluğunu ve özgürlüğünü yaşayabilmek için, yeniden bizi bir arada tutan olmak zorundayız. Böyle olabilmenin tek yolu-bir beden tarafından engellendiğimizden- beynimizin toplumsal bilincin ötesindeki sınırsız düşünceleri alabilmesi için yedinci mührümüzü, yani hipofizi tümüyle aktive etmektir. Ancak böylelikle bilişimizi- düşüncenin bütünü olan, kendisine izin veren ve seven- Tanrı’nın sınırsız anlayışına genişletebiliriz.

Peki, beynimizin kapalı bölümlerini hormon salgısı ile açan bu harika salgıbezini nasıl uyandırabiliriz? Yalnızca istemekle. Tüm düşüncenin benliğimizin realitesi olmasına izin vermeği istemektir. Olduğumuz her şeyi her an sevmeyi istemektir. Kendi oluşumuz olmayı istemektir.
Kendimizi bütünü ile sevmek neden önemlidir? Çünkü bunu yaptığımız anda toplumsal bilinci aşarız. O zaman kabullenilip onaylanma arzusunun üzerine çıkarız. Yargı’yı aşarız.
Zaman illizyonunun ötesine geçeriz. O zaman sadece içimizdeki sesi dinleriz. Yalnızca mutluluk yolunu izleriz ve o yolda var olan herşeyin bilişi vardır. İşte, Tanrı zihnindeki tüm düşünceleri almak için beyin kapasitemizi hipofiz denen bu harika çiçeği böyle açarız; bilmek isteyerek, bu bilişin tüm duygusunu hissetmeyi arzu ederek.

Her hangi bir arzu’yu tezahhür ettirmenin en iyi yolu nedir? Onu varlığımızın Tanrısından istemektir. Varlığımızın efendisi, ki bu bizim ruhumuzdur, bedenimizi duygusal yapısı ile yönetir. Ruhumuz hipofize, hormon salgılaması için emir verir. Varliğimizin Tanrı’sı bizi kuşatan ve tüm düşüncelerin varlığımıza ulaşmasını sağlayan ışıktır. Varlık madde realitelerini bedensel formla deneyimleyen ego’dur; bedensel form yargı’yı teşvik eden ve düşüncenin oluş’unu yada saflığı bozan şeydir; böylece ortaya değişmiş-ego terimi çıkmıştır. Böylece, varlığımızın Tanrı’sından istediğimizde tüm varlığımızı uyum içine sokarız, ki bu bize istediğimiz herşeyi yaratma ve tezahür ettirme gücü verir.

Varlığımızın Tanrı’sından sınırsız düşünceleri almayı arzuladığımızda, ruhumuzda hissedilen bu doyum düşüncesi bedenimizde tezahür ederek hipofiz bezini aktive eder, ve o açılmağa başlar. O açılmağa başlarken epifize doğru daha büyük bir hormon akışı olur, ve bu uykudaki zihni uyandırır. O da –tüm bedenimize deneyimlememiz için- beynimizin daha yüksek ve daha refine düşünce frekanslarını alabilecek bölümü açar.

Gelen yüksek frekanslı düşünceler beynimizin bu uyanmış bölümü tarafından alınır. Başımızın arkasında bulunan epifiz bezi bu yüksek frekansı alır ve şişmeye başlar, bu da başımızın ağrımasına ya da hafif bir baş dönmesine neden olur. Bu frekans sonra çok güçlü bir elektriksel akıma dönüşerek merkezi sinir sistemi yoluyla bedenimizin her hücresine yayılır. Bu yüzden bir uyuşma ya da karıncalanma,, bir hafifleme hissederiz, çünkü daha önce hissettiklerimizden daha güçlü bir enerji tüm bedenimize hızla yayılır. Bu frekans her hücreyi kıvılcımlayarak, hücrenin titreşim frekansının artmasına neden olur. Sınırsız düşünceleri daha çok aldıkca, beden daha hızlı titreşmeye başlar ve yavaş yavaş parıldamağa başlarız, çünkü bedenimizi madde yoğunluğundan çıkarıp tekrar ışığa dönüştürmeğe başlamışızdır.

Sınırsız düşüncelerin hissini nasıl tanımlayabiliriz? Tanımlayamayız. Sınırsız bir düşüncenin bilişi onu ifade edebileceğimiz hiç bir sözcüğe sahip değildir, çünkü o yeni deneyimlenen bir düşünce, yeni bir duygu, bizi derinden ama çok güçlü bir şekilde etkileyen çok güçlü bir hisdir. Biliş bize saf his olarak gelecektir; aniden gelen, tanımlanamayan, isimsiz bir duygu olarak. Aydınlanma peşinde olan çoğu kişi, onun sözcükler halinde geleceğini sanır. Ama, eğer anladığımız şey sözcüklerle tanımlanabiliyorsa, onu daha önce hissetmişiz demektir.
Eğer tanımlayamıyorsak, sadece onu hissedebiliyorsak, işte bu hissettiğimiz deha’dır, Aydınlanmadır ve gerçekten sınırsız düşünmedir. Anlamayı istemiş olduğumuz her şey sözcüklere sahip değildir; onlar duyguya ve vizyona sahiptir ve bu yolla anlaşılırlar. V e o aydınlanma anında, o biliş geldiğinde, duyguların yoğunluğundan konuşamayacak halde oluruz.

Düşünceyi sözcüklerle ifade etmek, onu sınırlamaktır. Aydınlanan şahıs hiç bir şeyi açıklamaz; sadece onu bilir. Onu açıklamak, kendini sınırlamak zorunda kalmaktır. Sadece bilme noktasına geldiğimizde –bilişimiz için geçerli bir neden göstermeğe ya da onu açıklamağa ihtiyaç duymadığımızda- o zaman gerçekten kendi âlemimizin efendisi ve üstadı olmuşuz demektir. İşte o zaman mutlak biliş içinde oluruz.

Yüksek frekanslı düşüncelerle gelen hafifleme ve yükselme hissine ne olur? Sonsuza dek bellekte kalması için Ruhumuz tarafından yakalanır. Ruhumuz sınırsız düşüncelerin belleğinin his, duygu yoluyla oluşmasına izin verir. Böylece o bilişimizi sonsuza dek tutar, ki böylece almamıza izin vermiş olduğumuz düşünceyi duygu olarak tekrar tekrar ulaşabiliriz.

Devam edecek.

Özde kalınız.

2003-2005, Copyright © ÝNDÝGO TÜRKÝYE


Yahoo! Groups Links

Received on Thu May 12 17:46:49 2005

Bu mesajin iceriginden yalnizca gondericisi sorumludur. E-kaynak.net liste arsivi mesaj icerigiyle ilgili herhangi bir sorumluluk kabul etmez.