|
|
[indigoturkiye] Bir Anne Baba Aranıyor
From: fahri aydın <fahriaydin2004_at_....>
Date: Thu 21 Jul 2005 - 22:24:10 EEST
Onu ilk gördüğüm günü anımsıyorum. Çalıştığım çocuk edinme bürosundaki parmaklığın içinde, ayakta duruyordu. Ona baktığımı anlayınca ön dişlerini göstererek bana güldü. “Ne güzel bebek” diye düşündüm. Bakıcısı onu kucağına alıp “Bir aile bulabilecek misiniz?” diye sordu. Ve derken gördüm... Bebek kolsuz doğmuştu. “Öyle zeki ki... Henüz on aylık olmasına karşın yürüyor ve konuşuyor” dedikten sonra çocuğu şefkatle öpüp, “Hadi ‘Kitap’ de de görsün canım” dedi. Birden gülmeye başladı sonra utanarak başını kadının omuzuna sakladı. “Hadi bakalım oğlum, utanma” diye kadın yalandan çocuğa çıkışıp bana dönerek “Çok cana yakın çocuktur” dedi ve ekledi “Melek gibi huyu var.” Kendi oğlumun o yaştaki halini anımsadım, aynı sık siyah bukleleri ve kara kara gözleri vardı. Bakıcı, “Unutmayacaksınız değil mi? Ne olur yavrucağıza bir yuva bulun” dedi. Yukarıdaki odama çıkınca hiç düşünmeden “Aile bulunamayan çocuklar” listesini çıkardım. On aylık beyaz bir bebekti. Kara gözlü ve saçlı, açık renk tenliydi. Kolsuz doğmuştu fakat sağlığı mükemmeldi. Onu büyüten bakıcı, çocukta üstün zekâ belirtileri gördüğünü söylüyordu. Şimdiden yürüyor ve birkaç sözcük konuşabiliyordu. İyi huylu, cana yakın bir çocuktu. Annesi kendi isteğiyle terk etmişti onu. “O hazır” diye düşündüm. “Ama onu almaya hazır olan var mı?” Yazın son günlerinden güzel bir sabahtı. Büro çocuk edinmek için gelen ailelerle doluydu. Bu çiftlerin hepsi aynı düşle yaşıyorlardı. Tıpkı kendilerine benzeyen bir çocuk almak düşüyle... Bundan daha önemlisi, çocuğun sağlığının mükemmel olmasını istiyorlardı. Onları kim haksız görebilir ki? Ona anne baba arayan tek ben değildim. Bürodaki tüm çalışanlar yeni bir çift gördüler mi hemen umutlanıyorlardı. Belki bu çift onu alır diye. Ama yaz geçti sonbahar geldi, ilk yaş gününü büroda kutladık. Bakıcısı “Kocaman oldu, kocaman adam oldu” diye çocuğu kucağında zıplatıyordu. Hiç ummadığım bir zamanda ona bir aile buldum. Çocuk arayan çiftlerin kayıtlarına bakarken birden onlara rastladım. Kadın 41, adam 45 yaşındaydı. Kayıtlarında adamın kamyon şoförü kadının da ev kadını olduğu yazıyordu. Onları görmeye gittim. Kocaman yemyeşil bir bahçe içinde beyaz boyalı, minicik bir evde oturuyorlardı. Beni heyecanla kapıda karşıladılar. Evin hanımı az sonra fırından yeni çıkmış sıcacık bisküvilerle kahve ikram etti. Sonra karşımdaki kanepede yan yana, el ele oturarak beklediler. Kısa bir sessizlikten sonra eşi “Bugün evlenme yıldönümümüz. Onsekiz yıldır evliyiz” diyerek sessizliği bozdu. Güller gibi temiz ve derli toplu odaya bir göz gezdirip “Burası fazla toplu” dedi ve bana hak vermemi ister gibi “Öyle değil mi?” diye sordu. Birden aklıma oturma odamız geldi ve üç çocuğum gözlerimin önünden geçti. Artık üçü de delikanlı olmuşlardı. “Evet” dedim. “Anlıyorum.” “Acaba çok mu yaşlı sayılırız?” diye sordu. Güldüm, “Yaşlı olduğunuzu düşünmüyorsunuzdur” dedim. “Eşimle ben kendimizi aldatıyoruz” dedi. “Hatta gerçeği anlayınca bile insan gene de kabul etmek istemiyor.” Eşi umutsuzca “Herşeyi denedik muayeneler, tahliller... Aklınıza gelen her olanağı ama hiçbir şey elde edemedik. Gene de umut etmeye devam ediyoruz ama zaman da akıp gidiyor” dedi. Suçlu gibi başını önüne eğmişti. “Daha önce de evlat edinmeyi denedik. Çocuk edinme bürolarından yetkili bir kişi apartmanımızı çok küçük bulunca bu evi satın aldık. Bir başkası yeteri kadar para kazanmadığımı ileri sürdü. Sonunda pes ettik. Derken bir dostumuz sizleri önerince son bir kez daha denemeye karar verdik.” “Memnun oldum” dedim. Sevgiyle birbirlerine baktılar. “Seçme hakkımız var mı?” diye sordu. “Eşime bir erkek çocuk seçebilir miyiz?” “Pekala, bir erkek çocuk seçelim. Nasıl bir erkek çocuk istiyorsunuz?” diye sordum. Kadın gülerek “Kaç çeşit erkek çocuk olur ki? Yalnızca bir erkek çocuk olsun. Eşim çok sportmendir. Üniversitedeyken futbol, basketbol oynardı. İyi de koşardı. Bir erkek çocuğa ideal bir baba olur” dedi. Baba adayı bana bakarak, “Biliyorum bize kesin birşey söyleyemezsiniz ama ne zaman olabileceğine ilişkin bir umut veremez misiniz? O denli uzun zamandır bekliyoruz ki...” dedi. Birden durdum. Her zaman bu soruyla karşılaşırdık. “Belki gelecek yaza değin bir çocuk sahibi oluruz, değil mi? Yavrumuzu deniz kenarına götürürdük” diye korkarak ekledi. Biraz sustuktan sonra ağır ağır hüzünle konuştu: “Tabii ona başkaları denli mükemmel yaşam veremeyiz. Maalesef birikmiş fazla paramız yok.” Eşi sözünü telaşla kesti “Ama dünyalar kadar sevgi verebiliriz” dedi ve ekledi: “O kadar çok sevgi biriktirdik ki...” “Elimizde küçük bir erkek çocuk var, onüç aylık” dedim. Birden sıçrayarak el ele tutuştular. “Tam aradığımız yaşta” dedi kadın. “Yanımda bir fotografı var” diye sözünü kestim. Ve çantamdam fotografını çıkarıp, çocuğa susamış bu çifte uzattım. “Mükemmel bir yavrucuk ama kolları yok” dedim. Fotografı ses çıkarmadan uzun uzun inceledikten sonra adam eşine sordu: “Ne dersin?” Kadın birden “Ona vurmayı öğretirsin” dedi. “Topa vurmayı” diye ekledi. “Hem yaşamda spordan önemli şeyler de var. Üniversiteye gider. O zamana değin para biriktirir yavrumuzu göndeririz” dedi. Eşi “Erkek erkektir” diye ısrar edip, “Oyuna, spora gereksinimini vardır. Ona sen öğretirsin” dedi. Kadın “Onun hocası ben olurum. Hem kollarının olmaması birşey ifade etmez. Belki kol taktırtabiliriz” dedi. Beni unutmuşlardı. Onlara bir süre baktıktan sonra “Öyleyse çocuğu görmek istiyorsunuz” dedim. Susup yüzüme baktılar. “Onu ne zaman alabiliriz?” “Onu almak istiyor musunuz?” Bir sürü formalitenin tamamlanması gerekiyordu; tüm pü- rüzler halledilinceye değin kış yaklaşmıştı. Aileyle bekleme odasında karşılaştığımda ikisinin de paltolarında kar tanecikleri göze çarpıyordu. “Oğlunuz hazır sizi bekliyor. Buyurun yukarı çıkalım onu size getireyim” dedim. Bakıcısı oğlana yeni beyaz bir elbise giydirmişti, yakasına kırmızı yeşil çiçekler işlenmişti. Kıvırcık siyah bukleleri fırçalanmış pırıl pırıl parlıyordu. Dadısı onu kucağıma verirken çocuk yüzü aydınlatan bir gülümsemeyle bana dönüp: “Eve gidiyoruz” dedi. Benim şaşkınlığımı gören bakıcı, “Ben söyledim. Yeni evine gittiğini anlattım” dedikten sonra çocuğa sıkıca sarılıp öptü. Çocuğu, yavrularını sonsuz bir heyecanla bekledikleri yukarıdaki küçük odaya getirdim. Oraya gelince çocuğu kucağımdan indirip kapıyı açtım. “İyi yıllar” dedim. Kısa süre kapının eşiğinde durdu, bir an iki yana sendeledi ve gözlerini ayırmadan içeride kendisine sevgi ve hasretle bakan iki insana baktı. Birden iki koca insan, umulmadık bir çeviklikle yavrularına koştular. Diz çöküp kollarını çocuğa uzatıp sesi titreyerek, “Gel çocuğum, gel babana” dedi.• Send instant messages to your online friends http://uk.messenger.yahoo.com Received on Fri Jul 22 01:43:36 2005 Bu mesajin iceriginden yalnizca gondericisi sorumludur. E-kaynak.net liste arsivi mesaj icerigiyle ilgili herhangi bir sorumluluk kabul etmez. Only the sender of this message is responsible for its content. E-Kaynak.net is not affiliated with the sender of this message nor responsible for the content. |