[indigoturkiye] Günbatımı Zamanı Yakınlaşmak...

From: bhagavadgitha <bhagavadgitha_at_....>
Date: Wed 22 Jun 2005 - 11:27:02 EEST


Günbatımı Zamanında Yakınlaşmak

Geçen hafta İstanbul’un kent merkezinden az mesafede, deniz kenarındaki küçük bir köyün hemen kenarında kurulmuş bir sitedeydim. Şehre bu kadar yakın ve gündelik hayattan, ki biz ona dünya işleri diyoruz, fazlasıyla uzakta geçirdiğim bu sayılı günlerde, ailemle birlikte "kopuk" yaşadık. Hani daha önce; “close to close” diye ifade etmeye çalıştığım bir şey vardı ya; yakın olmak için kapalı. İnsanın böylesi içe çekilişler yaşaması farklı deneyimleri de beraberinde getiriyor.

Deniz sanki balkonumuzun hemen önünde duruyor gibiydi. Güneş akşam vakitlerinde gökyüzünü terk eder, ışığını bir başka kara parçasına vermek üzere, bizden ayrılırken, her gün ayrı ayrı görüntüler çiziyordu. Göz kamaştırıcı bir parlaklıktan, sarının alabildiğine tonlarına, en sonunda da kızıla yakın bir portakal rengine dönüşüyordu. Işığın bulutla dansı da görülmeye değerdi. Her gün bu görüntüyle sarhoş olmamak içten bile değildi.

Günün tam bu zaman diliminde yaşam kaynağı güneşin kendisini düşünüyordu, insan. Atalarımızın şamanist geleneklerinde, başka uygarlıklarda, Mısır’da, Hindistan’da, Güneşe tapınma ritüellerinin, Tanrılaştırma sembollerinin nasılda yerine oturduğunu hissediverdim. Benim için de bir Tanrı sembolüne düşünüveriyordu. Hele ruhumun bir ışık noktası olduğunu imgelediğimde... İçimi yakan bu düşün, yüreğimde tatlı bir mutluluğa, sonra da sarhoşsu bir bedensizliğe dönüşmesine engel olamıyordum. Engel olmak istemiyordum. İki ışık kaynağı, birlikte muhteşem bir kucaklaşma anı yaşıyorlardı işte. Önce kısa süreli, sonra da tamamen beliriveren düşünmeyi durdurma süreci geride olağanüstü bir deneyim bırakıyordu.

Yoga ateşi yanmıştı bir kere...

Ve Tanrı’dan ilham gelecekti, sonrasında. Kendi farkındalığımdan ve ruhuma değen bir içsel yolculuğa başlıyordum. Tam o an ilk kez ruhumun etrafını saran katmanlarla karşılaştım. Kimi taşlaşmış, kaya haline gelmiş, kimisi de yapış yapış akıyordu. İki ışık kaynağının zaman zaman bağlantısını kopartan, ruhumun özündeki gücü tüketen ve ona yabancı olan unsurlardı bunlar. Hiç bu kadar rahatsızlık duymamıştım. Daha önce özümü saran bu pislikleri böylesine gerçek bir şekilde görmemiştim.

Sanki... Hayır tam da bir benzetme değil, Tanrı’nın ilhamıydı, bu. İşaret ediyordu. Denizin dalgalarına, karaya vuruşuna bakıyordum, oturduğum yerden şimdi de. Deniz değil de ruhum dalgalanıyordu. Yükseliyor, kabarıyor; çarpıyordu, sahile. An geliyor, dingin bir havada çarşaf gibi seriliyordu.

Patika yolun devamındaki merdivenlerden aşağı iniyorum. Deniz önceki dalgalanmasını bırakmış; usul usul kumsala vuruyordu. Taşları atlayarak kumların üzerine basıyorum. Denizin içinde ölmüş yosunlar, deniz anaları cansız cansız yatıyorlardı. İnsanın denize parmak ucunu dokundurası gelmiyordu. Kumsala da vurmuştu bu denizdeki pislikler. Sadece yosunlar mı; insanoğlunun yaratmış olduğu her türlü petrokimyasal ürünler, zift, çöp, ağaç kütükleri ve bu sahile yabancı olduğu her halinden belli çeşitli cisimler.

"Bu kadarı da fazla," diyordum.

Az önce muhteşem bir birliklelik sırasında imgelediğim, gördüğüm görüntü tekrar önüme geliyordu; içsel dalgalanmalarımın bir nedeni vardı, ruhumun etrafına yapışmış pislikleri, bana ait olmayan, özüme yabancı kötülükleri fark etmemi sağlıyor, onları gerçek olan doğamdan ayırıyordu. Deniz nasıl onları içinde atıyor, sahile savuruyorsa, ben de atmaya çabalıyordum.

Ama öncelikle, bilmek, tanımak; fark edebilmekti.

Ne deniz bu haliyle girilebilirdi, ne sahil, kumsal oturulabilir durumdaydı. İnsan, içinden "bir tırmığım olsa da şu pislikleri sıyırıp atsam" diye geçiriyordu. Tam o an elindeki poşeti etrafa atmaya hazırlanan bir çocuğa engel oluyordum.

“Elinde tut, çöpe at.”

Yoga ateşi yanıyordu.

Ruhumun etrafı böylesine kirlenmişken, ya ben nasıl yaşayabilecektim? Elimden geldiğince temizlemeye başladım. Ateşin içine atıp, orada külü bile kalmamacasına yakmak. Daha önce yaptığım her şeyin bana bu farkındalığı hazırladığını fark ettiğimde, ruhum canlandı. Bir kere daha Tanrı ile kucaklaştım.

Artık hiç bir şey bu bereberlik öncesi gibi olmayacaktı. Eskiye ait bir şeyleri bıraktığımı, terk ettiğimi, ruhumun derinliklerinde, orayı sonra başka şeylerle dolduracağım bir "içsel boşluk" yarattığımı fark ettim.

Bir şey yapmış olmak güzeldi. Eskiden gelen, en azından bir tane de olsa, kötülüğü, olumsuzluğu, mutsuzluğu ateşe atmış olmak, O’nun enerjisi ile dolmak sarhoşsuydu.

Bugün İstanbul’dayım. Dünyaya geri döndüm yani. O günlerde verdiğim bir randevuyu gerçekleştiriyorum, bilgisayarın başında. Keşke, hissedilen bütün duyguları yazabilme becerisine sahip olabilseydim, bir kayıt cihazı gibi çalışabilseydim diye düşünüyorum, sona gelirken.

Tanrı’ya ve O’nun Evi’ne teşekkür ediyorum...

Uzay

Not bu yazıya kaynaklık eden görüntüleri aşağıdaki linkte bulanilirsiniz...

http://www.geocities.com/bhagavadgita_bk/

2003-2005, Copyright © İNDİGO TÜRKİYE
Yahoo! Groups Links

<*> To visit your group on the web, go to:

    http://groups.yahoo.com/group/indigoturkiye/

<*> To unsubscribe from this group, send an email to:

    indigoturkiye-unsubscribe@yahoogroups.com

<*> Your use of Yahoo! Groups is subject to:

    http://docs.yahoo.com/info/terms/   Received on Wed Jun 22 11:29:31 2005


Bu mesajin iceriginden yalnizca gondericisi sorumludur. E-kaynak.net liste arsivi mesaj icerigiyle ilgili herhangi bir sorumluluk kabul etmez.
Diger E-Kaynak Servisleri: Arama Motoru - Son Dakika