|
|
[kristalcocuklar] FW: [indigoturkiye] asdad asdsad'a
From: Burçak ALKANLI <burcakalkanli_at_....>
Date: Mon 30 May 2005 - 21:44:00 EEST
From: indigoturkiye@yahoogroups.com [mailto:indigoturkiye@yahoogroups.com]
On Behalf Of Mehmet Karaarslan
teşekkür ederim, beni tebrik etmeniz beni yüreklendiriyor. "İnsanın egosunu kontrol edebilir bir hale gelmesi için yeni dünyaya mı girilmesi gerekiyor?" diye sormuşsunuz, aslında bence tam tersi, yani insan egosunu kontrol edebilir bi hale gelmeden yeni dünyaya geçemiyor, yani yükselemiyor. Bu benim veya bir düzene ayak uydurma zorunluluğuyla ilgili değil. Bu insanın bizzat kendisiyle ilgili bir durum. Çok basit bir mantık; ruhsal rekbet içindeki insan Dualite realitesinde yani üçüncü boyutta takılıp kalmaya devam eder. Gereklilik diye birşey söz konusu değil. Ruhsal rekabet'e sebep olmamak için egoyu kontrol etmeyi öğrenmek gerekir demiştim, ruhsal rekabet olduğu sürece kıskançlık, kin, nefret, savaşlar, terorizm, açlık olmaya devam edecektir ve giderek büyüyecektir, ta ki Dünya bizzat insan tarafından yok edilene kadar. Bu bence egomuzu kontrol etmemiz için geçerli bir sebep. Dünya zaten bu sürece geldi. Dünya'nın Ruhu 'Gaia' giderek daha fazla tepki vermeye başlıyor. Bu tepkilerden en büyüğü Güney Asya'daki 8.9 şiddetteki depremin ardından Tsunami ile binlerce insanın hayatını kaybetmesiydi. Ego sorununu aşamadığımız sürece daha büyük olaylar meydana gelebilir. Bir gün Kıyamet gerçekleşecek ve o zaman geldiğimiz yere, Yuva'ya döndüğümüz an olacak. Bu kutsal kitaplarda da yazılıyor. Bu dönemde yaşadığımız sürece Devre Sonu deniyor. Mesela Atlantis te bir devre sonuydu, ama yok olarak yeni devreye geçti. Şimdi Dünya'da bu tip bir geçiş İndigo ve Kristallerin sayesinde yaşanmayacak, sarsıntılı bir süreç olacak ve oluyor, ama toplu bir yokoluş olmadan yeni devreye yani yeni dünyaya geçeceğiz. Kutsal kitaplar üçüncü boyuttaki insanı yüzyıllardır, binyıllardır, yavaş yavaş tekamül ettirdi. Dinler sayesinde insanlık belli bir düzen içinde yaşadı. Ama bugün dinler sayesinde terörizm ve savaş yaşanıyor. 1000 yıldan beri Kudüs'te adeta dinler savaşı yaşanıyor. Bugün, insanların dinlerden kopmalarının bir sebebi var, yeni gelen enerjiler dinlerin ötesine geçmemize olanak sağlıyor. Hissediyoruz ve yaşıyoruz. Yeni enerjilere girdiğimizi hissettikçe dönrdüncü ve beşinci boyuta uyumlanıyoruz. Buna yeni gelen çocuklar yardımcı oluyor. Değişmeyecek bir anne-baba varsa çocuğu sayesinde ufku genişliyor ve yüksek boyutlara uyumlanıyorlar. Değişmek istemeyenler eski inanç sistemlerine takılıp kalmış olanlardır. Eski inançlar derken sadece dinlerden söz etmiyorum. Mesela kapitalizm açlık getirdi, bu, bütüne artık hizmet etmeyen eski bir inanç sistemidir bence. Eski inanç sistemlerinin arasında sevgisiz düşünceler ve yargı içeren dinler de vardır. Ama unutulmamalıdır ki dinler insanlığı bu noktaya getirdi. Dinler sayesinde tekamül ettik. İndigo ve Kristal titreşimliler insanlığa dinin ötesine geçmelerini sağlayacak. Dinlere obsesif (bağımlı) olmadan devam etmemizi sağlayacaklar. İndigoların ne yapacağıyla ilgili genel geçer kesin bir şeyler yok ortada. Bütün bu yazdıklarım benim bugüne kadar İndigo ve Kristal çocuklarla ilgili yaptığım araştırmalara ve bilgilere dayanıyor, bilgileri sentezleyerek gündelik yaşama bağlıyorum. Düşündüklerimin aksini düşünenler pekala olabilir. 611 yılında peygamberi aracılığıyla insanlara 1500 yıl sonra İndigo ve Kristal titreşimliler gelecek diye bir bilgi veremez. Kaldı ki gelecek hiçbir güç tarafından bilinemez. O gün o bilinçte o bilgiler verildi, ve tam geçerliydi. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var. Tanrı da tekamül eder. Biz tekamül ettikçe Tanrı da gelişir. Başmelek Metatron buna, "Yukarısı Nasılsa Aşağısı da Öyledir" diyor. Bu cümle aslında her şeyi özetliyor. Hallac-ı Mansur'un (Enel Hakk) "Ben Tanrı" anlayışına benziyor. Biz Tanrı'nın yalnızca küçük parçaları değiliz, biz Tanrı'nın bütünüyüz, ve yaratma sorumluluğuna sahibiz. Bu, yeni devrenin yüksek düşüncesidir. Beşinci boyuta uyumlu olan varlıklar yani Kristal titreşimliler neden ilk önce dünyaya gelmedi? Neden ilk önce dördüncü boyut varlıkları İndigolar dünyaya 'enkarne' oldu? Egoyla ilgili sorunuza bu soruların cevaplarını arayarak değinmek istiyorum. Kristaller İndigolara gerek kalmadan dünyaya gelselerdi, tamamen insanlar tarafından telef edilirlerdi. Çünkü Kristal titreşimli varlıklar su gibi berrak, pamuk gibi yumuşaktır, ezilmeye ve bastırılmaya korunmasızdırlar. Yani Kristaller ilk önce gelseydi yüksek titreşimli insan planı başarısız olurdu. Dünyayı değişime hazırlamak için ilk önce İndigolar enkarne oldu. İndigolar Kristallerin titreşimlerine yakındır, ama mizaç olarak kristallerden çok farklıdırlar. İndigolar kelimenin tam anlamıyla savaşçı ve mücadeleci varlıklardır. Yetişkin bir kristale tokat atarsa kristal diğer yanağını döner veya gözlerinin içine duygusal bi şekilde bakar. Ama bir indigoya tokat atılırsa İndigo gerisin geri daha sert bir şekilde tokatla karşılık verir. Bu örnekle umarım anlatabiliyorumdur, İndigolar mücadele ediyorlar, ve kristaller için yolu açıyorlar, yolu temizliyorlar. Bu yüzden bugün yolu açan indigolar gelecekte kahraman olarak anılacaklar :)) Egosunu kontrolsüz bi şekilde kristale yaklaşan biri kristal titreşimli tarafından büyülenecek. Ne olacağını şu anda kestirmek pek mümkün değil, en büyük "saf" kristal titreşimli 9 yaşlarında... Ama kristaller ayna görevinde çok başarılılar, verdiğim örnekteki gib, tokat atan kişiye veya kalbini kıran kişiye bir peygamber gibi yaklaşacaklar. Bu yüzden onlara "christ"al, yani mesih çocuklar da deniyor. (Lütfen İsa Mesih ile karıştırılmasın, mesih tanrının habercisidir!!!) Son paragrafınızda mükemmel özetlemişsiniz, tüylerim ürperdi okurken. Özellikle Şems Tebrizi'den çok etkilenirim enerjisel olarak. :)) Geçmişte birlik olayını sadece münzevi diyebileceğimiz kişilerle peygamberler yapabiliyordu. Ama özellikle münzeviler de toplumdan kopuk birer hayat yaşadılar. Bugün yapacağımız şey, Birlik bilincini tüm kalplere yaymak ve herkesle, her şeyle bir olabilmek... Herkesin amacı bu olmayacak tabi. Ben veya bir başkası herkesi bir olmaya zorlayamaz, dualiteye takılıp kalanlar da zaten yeni devreyi göremeyeceklerdir. Bir olmak herkesi koşulsuz sevmektir, ama bir arada yaşamak demek değildir. Hep karıştırılan şey de bu. Benim gerçekten bir olduğum ama görüşmeme kararı aldığım kişiler var mesela. Bu benim Dualite bilincinde olduğumu göstermez. Bu benim seçimimi gösterir. Gönderdiğim Ruhsal Rekabet yazısında da görebilirsiniz, Birçok yol vardır. Üstünlük konusu için de Ruhsal Rekabet konu başlıklı maili okumanızı rica edeceğim, çünkü anlatacaklarım çok benzer şeyler olacak. Özetle, hiyerarşiyi yaratan şey, insanın üçüncü boyut ayrılık (dualite) bilincidir. Yuva Gerçeğinde üstünlük diye bir şey yoktur. Bir melek diğerinden üstün değildir. Yüksek titreşimli bir insan, düşük titreşimli bir insandan üstün değildir. Yalnızca farklıdır. (bkz. Ruhsal Rekabet) http://groups.yahoo.com/group/indigoturkiye/message/8319 Sevgilerimle... Işıkta... Mehmet Karaarslan not: bana mehmet deseniz yeterli, (21 yaşındayım). bu arada 4 haziran'daki büyükada buluşmamıza gelirseniz memnun olurum sizinle tanışmak isterim.
From: asdad asdsad <mailto:qwerty2891@yahoo.com> To: indigoturkiye@yahoogroups.com Sent: Sunday, May 29, 2005 9:41 PM Subject: Re: [indigoturkiye] Kurumsallasmayla ilgili bildirim Mehmet Bey sizi tebrik ediyorum.Gerçekten aşkın bir kişiliğiniz olduğuna inanmaya başladım.belki de buna inanmak bu kadar kolay olmamalı ama sizinle aynı derecede saygın konuşabilmek için buna inanmayı tercih ediyorum. İnsanın egosunu kontrol edebilir bir hale gelmesi için yeni dünyaya mı girilmesi gerekiyor?Ya da insanın egosunu kontol etmesi gerektiğine bu bir neden olmak için yeterli olabilir mi?Bu soruyu cevaplamak için bence şunları da aklımızın bir kenarında bulundurmalıyız:semavi dinlerin peygamberleri,insan kaynaklı dinlerin kurucuları ya da yogalar ,budistler metafiziksel gelişim eğilimi bulunan insanlar bunu M.Ö ki tarihlerde de yapıyorlardı. Varsayalım ki siz yeni dünyaya girildiğini cümlenize başlamak,ya da şöyle diyelim egoların kontrol altına alınmasının nedeni olarak yazmadınız.Peki dünya üzerinde en çok egodan kurtulma yetisine sahip olanlar neden kristal titreşimlilerdir.Ben mesela çoğu zaman bencil,egoist,kıskanç,nefret edebilen,açgözlü bir insan olabiliyorum.Sadece bir kaç akıl oyunu ya da fikir yürütme diyelim benim bu hallerden kurtulmamı sağlıyabiliyor.Ve ben bunları daha genç. yaşlarımdayken yapamıyordum.Düşündükçe,bunlardan rahatsızlık duyduğum için çözümler geliştirdim.Mesela kıskanılacak bir şey olduğunda neden kıskanıyorsun ki o şeyi haketmişse yol açık sende hakettiklerini alabilirsin,o şey kendiliğinden doğuştan varsa zaten kendisi yapmadı neden onu kıskanıyım diyerek kendimi yola getiriyorum.Şimdi ben bunları düşünürek kristal bir titreşime mi sahip oluyorum ya da nerden biliyorsunuz titreişmlerin özelliklerini?Sonra mesela islamiyet kıyamet yaklaştıkça insanların daha da kötüleşeceğini hatta yeryüzünde bir tek inanan kalmayınca kopacağını anlatıyor.İndigolar ve kristaller gelip bu inançları da mı yıkacaklar ya da bir süreliğine güzel bir dünya oluşturup sahneden mi çekilecekler?Eğer indigo ve kristaller bu güzel oluşumları sağlıyarak kıyamette olması sayıca en çok mensubu ve zaman olarak en son gelmiş dinin haber verdiği olaylarımı durduracaklar öyleyse bu indigo ve kristaller islama ait ya da hristiyanlık olsun çoğu bilgi ortak zaten eski inanışları da mı ortadan kaldıracaklar? Eğer böyleyse neden aynı tanrı olacağını söyletiyor elçisine de sonra indigo ve kristalleri gönderip elçisini yalancı çıkarıyor merak ediyorum. "Ama onlarda ayna görevini üstlenip bizim onlara yansıttıklarımızın iki katını bize yansıtacaklar ve biz egomuzu kontrol edemezsek ruhsal rekabet katlanarak büyümeye devam edecek ve bu şekilde dünya yok olmadan yükşeliş düzeyine erişmemiz mümkün olmayacak"Mehmet Bey benim buradan anladığım bu insanların bizlere egolarımızın nasıl bir şey olduğunu göstermeleri durumu ve bunu yapış yöntemleri yansıtışlarının iki katı büyüklüğünde olması.şimdi sorum şu siz karşınızdakine egosunun büyüklüğünü göstermek üzere onun iki katı yansıma sunarsanız bu da sizin yüksek egonuz olmaz mı?ayrıca bu çatışma doğurmaz mı?Yani biz bu egolarımızı bize fazlasıyla yansıtan insanlara nasıl tahammül edip yükseliş düzeyine varmak üzere egolarımız kontrol altına alırız ben bunu asla yapmam.Yani sonuna kadar mücadele ederim sonuçta karşıdaki de benim egomu bana yansıtıyor ayna yansıtıcı da olsa yansıttığı şeyin özelliklerinden bazılarını taşır mesela yansıyan ışın hem ısı hem de ışık verir öyleyse bana yansıtılan benim egom bana onun egosu gibi görünür.Benim bu cümlelere-koyu renkte olanlara- bir çok sorum var isterseniz biraz daha açıklayın.Daha kolay olur ben biraz karışık ve uzun komplike cümleler kuruyorum uzadıkça uzamasın.Siz daha güzel yazıyorsuzunuz. kendimizi karşımızdakiyle bir görmek bu çok güzel bir yaklaşım kesinlikle katılıyorum.Ben bunu daha önceki maillerde kendini izlemek vs gibi ifade ediyordum.Karşımdaki de benden ayrı bir şey değil herşeyin birbirini etkilediği birbirine bağlı olduğu bir evrende yaşamamız bunu gösterdiği gibi.Karşımdaki insana bakışımda anlattıklarımda ya da onu sevişlerimde ondan korkuşlarımda kendimden korkuyor kendimi seviyor ve kendime bakıyorum.bu yüzden birlik bilinci muhteşem makulüyeti olan ve bizi hakikate yaklaştıracak bir biliş bilinç şekli katılıyorum.Ama zaten bunu bize 5 harfli bir kutsal din de söylüyor.Kendin için istemediğini karşındaki içinde isteme kendin için istediğini onun içinde iste diyor bize önerdiği kardeşlik bilinci de zaten muhteşem.Ayrıca tasavvufta ya da ne biliyim Mevlana nın Şems-i Tebriz e aşık olmasında da bu birlik bilinci Yunus Emre nin derman arardım derdime derdim bana derman imiş ya da burhan arardım aslıma aslım bana burhan imiş deyişinde de görebiliyoruz.Ama amaç gerçekten de bu birlik düzeyine mi varmak her bireyin kişisel amacı sizce bu mu olmalı? üstünlük nasıl yoktur açıklarsanız sevinirim? Işıkla kalın... Mehmet Karaarslan <indigoturks@gmail.com> wrote: Lütfen düşüncelerinizi ifade etmekte özgür davranmaya devam edin. Yoksa paylaşımların bir anlamı olmaz. Gelişemeyiz, yerimizde sayarız. Kesinlikle katılıyorum, bende ego yok diyen insan kendini kandırıyordur. Çünkü insan demek ego demektir. İnsan bu özelliğiyle dünyaya geldi, çünkü ego sayesinde dünyayı deneyimleyebiliyor. Bir ego bir egoyla bir araya geldiğinde üçüncü boyut realitesinde ruhsal rekabet denen şeye neden oluyor. Bunu anlamanın en basit yolu kıskançlık, kin, nefret, çekememezlik gibi davranışlardır. Ben de çoğu zaman kıskançlık yaşadığımı kabul ediyorum. Yeni dünyaya girdiğimiz bu süreçte insan egosunu kontrol etme gücüne sahip oluyor. Dünya üstünde egodan en çok sıyrılmayı başarabilmiş olanlar Kristal titreşimlilerdir. Ama onlar da ayna görevini üstlenerek bizim onlara yansıklarımızın iki katını bize yansıtacaklar. Egomuzu kontrol edemezsek ruhsal rekabet katlanarak büyümeye devam edecektir ve bu şekilde dünya yok olmadan yükseliş düzeyine erişmemiz mümkün değildir. Ölmeden yükseliş düzeyine geçmek için ruhsal rekabetten sıyrılmamız gerekiyor. Bugün sadece biz bize olduğumuz ortamlarda değil, aynı zamanda devlet ve hükümetler politikası olarak yaşanan şey Ruhsal Rekabet'tir. Tıpkı Atlantis zamanında olduğu gibi. Atlantis'in yok olmasının sebebi ruhsal rekabetin zirveye ulaşmasıdır. Bugün, binlerce yıl önceki geçmiş hayatlarımızda yaşadıklarımızdan ders almayı seçiyoruz. Bence empati yapmayı başardığımız sürece egomuzu kontrol edebiliyoruz. Kendimizi karşımızdakiyle bir gördüğümüz sürece... Dünyamızın gittiği yol Birlik yönünde. Bunu körüklemek için yüksek titreşimli varlıklar (İndigo ve Kristal titreşimliler) buradalar. İndigolar egolarını, artık hizmet etmeyen eski inanç sistemlerini değiştirmek için kullanıyorlar. Aynı zamanda karşısındaki kontrolsüz egoyu dengelemek için kullanıyorlar. Ama çoğu zaman çevresi tarafından tam bir egoist olarak görülüyorlar. Kristal titreşimliler biz İndigolara ruhsal rekabet durumuyla nasıl baş etmemiz gerektiğini öğretecekler. Bu arada son tartışmalarla ilgili bir şeye tekrar değinmek istiyorum; dünyaya daha yüksek titreşimde gelenler (İndigolar ve Kristaller) diğerlerinden daha iyi veya daha üstün değildir. Sadece titreşim olarak farklıdırlar. Onları üstün olarak görmemeye dikkat edelim. Çünkü üstünlük diye birşey yoktur. Sevgiyle selamlıyorum. Işık bizi aydınlatsın. BİZ de insanları aydınlatalım. İnsanlar da BİZ'i aydınlatsın. Öyledir. Mehmet
From: asdad asdsad <mailto:qwerty2891@yahoo.com> To: indigoturkiye@yahoogroups.com Sent: Sunday, May 29, 2005 4:24 PM Subject: Re: [indigoturkiye] Kurumsallasmayla ilgili bildirim asdad asdsad <qwerty2891@yahoo.com> wrote: "egodan ve ruhsal bir rekabetten sıyrılmak"Siz bu mail grubunun kurucususunuz anlıyorum ki bir şeylere inanmışsınız artık ben bunu değiştirme konusunda yetkin olabileceğimi sanmıyorum.Sadece aklınızda bulunsun o ego siz de DE var.Ego öyle hilekardır ki rekabet etmiyorum ruhsal bir üstünlük peşinde değilim ben inandığımdan eminim vs diyerek de ego olarak yapması gerekeni başarabilir.Çünkü sınırları tahmin edilemeyen aklınız,dünyayı değiştirme gücü olan kalbiniz gibi muhtşeme silahlar artık egonun emri altındadır. Tek istediğim bunu da aklınızda bulundurun.Ben kalbimdeki samimiyetle yazıyorum.Eğer sizde amaçlarınızda samimi iseniz elbette ortak bir nokta bulunacaktır. Bu kadar kibar konuşmak çok rahatsızlık VERİCİ ama ben asdad asda ya da herneyse o ismimdeki mailimle yazmayı sürdürmek istiyorum bu yüzden sizin de sarsılması muhtemel olan egonuzu sarsıp mail adımı değiştirmek zorunda kalmak istemiyorum .eğer gerçekten böyle bir egonuz yoksa bunu bildirin de bir sonraki mailimde daha rahat oluyum Işık sizi aydınlatsın...Sonra siz de insanları aydınlatın... Mehmet Karaarslan <indigoturks@gmail.com> wrote: Söylediklerine katılıyorum. Benim istediğim de hep birlikte uyum içinde çalışmak. Ama insanlarla fiziksel ortamda bir araya gelmek sanal ortamdaki kadar kolay olmuyor. Fransa'da bulunduğunu biliyorum. Bu yüzden bu konudaki çabalarını da takdir ediyorum, ama sanal ortamdaki uyumun fiziksel ortamda sağlanması kolay olmuyor ve bu niyetler uzaktan göründüğü gibi olmuyor. Bu yüzden bir oluşumun yapılanmasında egodan ve ruhsal rekabetten sıyrılmayı başarmış aynı frekanstaki insanların olması çok önemli. Bunu anlayabildiğine eminim. Geçmiş zaman içinde bu gibi sorunları en yakın arkadaşım ve hocam dediğim insanlarla bile yaşadım. Artık dikkatle yaklaşmayı tercih ediyorum. İstanbul'da olduğum için birçok kişiyle de fiziksel ortamda yüz yüze kaynaşma imkanına sahip oldum. Kimin ne durumda olduğunu ve amacını çok iyi biliyorum. Bu yüzden bu gibi birleşme çağrılarının altında yatan gerçeklere karşı aşırı duyarlıyım. Kimsenin ismini anmak istemiyorum. Bütün arzum gerçekten "bir olmuş" insanların kurumsal bir oluşumda bir araya gelmesi. Umarım çağrındaki yapılanmada bu sağlanır. Işıkta... Sevgiyle, Mehmet Karaarslan
From: Poyraz <mailto:olumludusunce@yahoo.fr> Vurgun To: indigoturkiye@yahoogroups.com Sent: Saturday, May 28, 2005 3:57 PM Subject: Re: [indigoturkiye] Kurumsallasmayla ilgili bildirim Sevgili Mehmet, Konuyu Indigo Turkiye de dahil butun gruplara dogrudan actim. Bunuda demoktatik bir ortamda herkesle acikca konusup hep birlikte karara varalim diye yaptim. `Olumlu Dusunce dernegi`, ya da baska bir sey, dernegin adini da hepbirlikte belirleyebiliriz, bizim icin bu bir problem degil. Senin de belirtigin gibi ihtiyacimiz olan sey bizleri temsil edecek sivil toplum kuruluslaridir. Benim gordugum Indigo Turkiye grubunun gruplar icerisinde en samimi grup oldugu ve calismalarini ciddiyetle surdurdugudur. Bir cok kez kendilerine sprirtel grup adini veren bir takim gruplarca da taninmamak, ``biriiiiiz, biriiiz`` mantigiyla varligi dahi reddedilmis ya da gruplar icerisinde eritilmek istenmistir... isin ilginc yani o gruplarin simdi kendileri erimistir :) Indigolarin varligini bilincsiz insanlara anlatmak bu gruplara anlatmaktan daha kolay oldugunu da bilirim.... Bir konuda hem fikiriz. Bu tur kuruluslarin basinda ve yonetiminde kesinlikle gencler olmalidirlar. Bunlari ve daha fazlasini konusabilmek icin butun gruplarin yonetiminde olanlarin bir toplantiyla bir araya gelmesi gerektigini dusunuyorum. Sevgiyle, Poyraz Vurgun Mehmet Karaarslan <indigoturks@gmail.com> a écrit : Kurumsallaşma işine sıcak bakıyorum. Toplum içinde yaşıyorsak bizi temsil edecek sivil toplum kuruluşlarına ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Kurumsallaşma sayesinde toplum bizi daha iyi tanıyabilir ve daha etkin olarak çalışabiliriz. Kurumdan ne anlıyoruz? Bu ve benzer platformlarda bir araya toplandık. 2 senedir İndigo Türkiye grubu çatısı altında iletişim kuruyoruz, toplantılar yapıyoruz, birbirimizi daha iyi tanıyoruz. Bu bir kurumsallıktır. Ama gayri resmi bir kurumuz. Bugüne kadar adını saymak istemediğim birçok kurum İndigo Türkiye'yi kendi bünyesine çekmeye çalıştı. Ama kendi çizgimizde amacımız doğrultusunda yılmadan ilerlemeye devam ettik. Türkiye'de spiritualizm çerçevesinde kurumlar zaten mevcut. Ama bizi ne kadar temsil edip bizimle iletişime geçtikleri şüphelidir. Ben şahsen İndigo Türkiye'nin bir kurumun altında olmasını istemiyorum. 'İndigo Türkiye' için yüzlerce kişi tarafından çok büyük emekler harcandı ve bu sayede grubumuz bugünkü sinerjisine geldi. İndigo Türkiye başlıbaşına bir kurumdur. Resmi bir kurumsal kimlik oluşturulacaksa ve İndigo Türkiye'nin desteği isteniliyorsa, oluşturulacak kurumun yönetim karar mekanizması başta gençlerden ve bu konuda gerçekten emek harcayan kişilerden oluşmalıdır. Üye sayısı 5000 bile olsa demokratik bir platformda 5000 üyenin oyu alınmalıdır. Genel bir spiritüel/parapsikoloji derneği yaratmak hedefleniyorsa o zaman bu derneğin adı ve yöneticileri 'olumludüşünce'den ibaret olmamalıdır. Ben şahsen bu tip bir oluşum atağı gördükten sonra güvensiz yaklaşıyorum. Kurumsallaşmaya sıcak bakıyorum, ama egosal çatışmaların olacağını tahmin ettiğim bir oluşumda yer almak istemiyorum. İndigo Türkiye grubu zaten spiritüel camiada en büyük birkaç gruptan biridir. Resmi kurumsallaşma aşamasına gelindiğinde bugüne kadar bu konuda emek harcamış üyelerden ve özellikle genç kesimden samimi destekleri istenecektir. Bu grubu ayakta tutan şey de üyelerimizin birbirine ve grup yönetimimize olan güvenidir. Güven sağlanmadan oluşturulacak bir kurum temelsiz ve sallantıda demektir. Grup yönetimimizle hiçbir iletişime geçilmeden direkt olarak grup ortak alanına duyrulan bir oluşumu İndigo Türkiye Grup Yönetimi olarak desteklemeyeceğiz. Çünkü ortada bir politik davranış durumu sezmekteyiz. Katılmak isteyen üyeler seçimlerinde özgürdür. Bugüne kadar sürekli yanımızda olmuş, iyi günde kötü günde bizi desteklemiş dostlarımızla ve aramıza yeni katılan istekli üyelerle daima birlikte el ele çalışmaya hazırız. Sevgi ve saygılarımla. Mehmet Karaarslan İndigo Türkiye Grup Yöneticisi GSM MOBILE : +90(533)3508920 PERSONAL WEB : http://spaces.msn.com/members/karaarslan MSN MESSENGER : mrkaraarslan@hotmail.com YÖNETİCİ E-POSTA : bilgi@indigoturkiye.net İNDİGO TÜRKİYE : http://groups.yahoo.com/group/indigoturkiye KRİSTAL ÇOCUKLAR : http://groups.yahoo.com/group/kristalcocuklar İNDİGO SANAT : http://groups.yahoo.com/group/indigoturkiye-sanat 2003-2005 © İNDİGO TÜRKİYE 2003-2005, Copyright © İNDİGO TÜRKİYE
Découvrez le nouveau Yahoo! Mail : 1 Go d'espace de stockage pour vos mails,
photos et vidéos !
2003-2005, Copyright © İNDİGO TÜRKİYE 2003-2005, Copyright © İNDİGO TÜRKİYE
Do You Yahoo!?
2003-2005, Copyright © İNDİGO TÜRKİYE
Yahoo! Mail Mobile
2003-2005, Copyright © İNDİGO TÜRKİYE 2003-2005, Copyright © İNDİGO TÜRKİYE
Yahoo! Mail Mobile
2003-2005, Copyright © İNDİGO TÜRKİYE 2003-2005, Copyright © İNDİGO TÜRKİYE Yahoo! Groups Links
Bu mesajin iceriginden yalnizca gondericisi sorumludur. E-kaynak.net liste arsivi mesaj icerigiyle ilgili herhangi bir sorumluluk kabul etmez. Diger E-Kaynak Servisleri: Arama Motoru - Son Dakika |