RE: [ Bebek & Cocuk ] Mutluluk Hakkında Düşünce Parkurum

From: Sedef Seckin <sseckin_at_....>
Date: Tue 17 May 2005 - 12:12:55 EEST

Guzel yazmissin. Gercekten mutlulugu icimizde aramak gerektigine inaniyorum bende.

Ne oldu bizim sirketten ses cikti mi?
Duyuru yapacaklardi. Yapmislar mi?

-----Original Message-----
From: bebek_cocuk@yahoogroups.com [mailto:bebek_cocuk@yahoogroups.com] On Behalf Of Burcak
Sent: Monday, May 16, 2005 6:57 PM
To: bebek_cocuk@yahoogroups.com
Subject: [ Bebek & Cocuk ] Mutluluk Hakkında Düşünce Parkurum

Mutluluk Hakkında Düşünce Parkurum

Bugün bir arkadaşımın bir konuda geçen mutluluk hakkındaki yargısı sonrası beni düşünmeye itti. Bir başka arkadaşımızın belki de mutlu olmadığını söyledi bana. Ben de önce kendimize mutlu muyuz diye bir göz attıktan sonra mutluluğun bugünün şartlarında nasıl bir şey olduğu konusunda düşünceye daldım. En son da Yoga Eğitmenliği derslerimizde sevgili öğretmenimiz Raguram'ın mutluluk üzerine söyledikleri geldi aklıma. Kısaca mutluluk üzerine yapmış olduğum parkuru size tanımlayayım:

İlk önce mutlu olmadığı düşünülen kişinin hayatına göz attım. Evli ve bir çocuklu bir kadındır. Hemen kendim ve hayat tarzlarımız geldi aklıma. Ben de evliyim ve bir çocukluyum. Birçok benzerlik taşıyoruz o arkadaşımla. Bilgisayar sektöründe çalışıyoruz. Eşlerimiz de. Yoğun bir bilgi akışı ve hayatı yakalamak için kısıtlı saatlerimiz var. O arkadaşımın yurtdışında yaşıyor olmasından dolayı çalışma saatleri aslında favori bir durumda. Yarım gün çalışıyor ve gayet iyi bir ücret alıyor. Ben gönüllü çalışma aşamasından henüz yeniden para kazanır duruma geçmiş durumdayım. O kişi sabit ve olağan hayatında maddi sıkıntısı olmadan ama belki içinde bulunduğu toplumun genel ortalamasında yaşayan bir kişi. Ben ise henüz eşime maddi olarak bağımlıyım (çocuk doğurup ona bir süre kendim bakmayı planlamış olduğum için). Ayrıca benim çocuğum 2,5 yaşında. Onun ki si neredeyse 8 yaşında. Yani büyütmüş sayılır.

Bugün mesela eşim beni bir konu konuşulurken dolu gözlerle konuştuğumu fark etmiş beni avutmaya çalıştı. Çocukla asla doğru dürüst tatil yapılmayacağını, herhalde daha bir 10 senemin bu şekilde bakıcı pozisyonlarında geçeceğini, elimde kitabımla huzur içinde söyle tembel bir tatil yapamayacağımı söyleyip hayıflandığımı görmüştü. Bana realitemin bu kadar da katı olmaması gerektiğini (o realite kelimesini kullanmaz ancak sözlerinin beni olayı böyle kavramama sarf ettiği için bu şekilde yazıyorum) kendimi de üzmemem gerektiğini söylerken çocuğumun sağlıklı olması ile ilgili olarak Allah'a şükrettim ve konuyu bitirdim kendi içimde.

Her neyse. Bilgisayar sektöründeki eşimle birlikte geçirebileceğimiz çok az zaman var. Bu zaman bile bir ailenin koordinasyonu şeklinde geçtiğinden artık eskisinden olduğu gibi aşıklar hayatı yaşayamıyoruz. İstesek bile 2.5 yaşındaki kızımız hemen araya girip "baba annemi sevme, annem beni sevsin" diyor. Yani onun yanında bile rahat yok. Her şeyi olduğu gibi kabul edip sabır sahibi olacaksın veya her şeye karşı gelip tamamen düzenini bozacaksın. Ama ne pahasına olacak bu? Bir çocuk istemişsin ve onu da çok seviyorsun. Üstelik çok da sevgi dolu bir çocuktur. Ne zaman yanına gitsem "anne, ben seni çok seviyorum" diyor. Gece uyurken bana sarılıp uykuya dalmayı seviyor. Daha ne isteyeyim. Eşimle olan aşk hayatımız zorunlu olarak biraz sekteye uğrayacak bu durumda.

Yeni işime başladım. Bir yoga eğitmeni oldum. İlk işe gittiğim ve ilk maaşımı aldığım gün çok heyecanlandım. Üstelik çabuk bıkan, hiperaktif sayılabilecek biri olarak her günüm ayrı yerde ders vermekle geçiyor, değişikliği seviyorum ve bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde hayatım bu şekli alıveriyor. Hiç sıkılmıyorum o yüzden. Her gün yeni bir macerayı yaşıyor gibiyim. Bu durumda şikâyet edecek fazla bir şey yok hayatımda. Eğer ara sıra ben mutsuz muyum diye aklımdan geçirecek olsam asla eskiden yaşamış olduğum depresyon dönemleri (çocuk aldırma, yurtdışı hayallerimin bitmesi gibi) kadar aşağıya inmiyor ibreler. Bu dönem benim dönemim sanki. Her şey o kadar olumlu ki. Tüm evrenin enerjisi bana doğru akıyor. Çok şükür. Tabi bunda benim katkım da belli. Kendim yarattığımı biliyorum. Ne istersem o oluyor. Bunun bilincinde sadece kendim tasvir ediyorum tablolarımı.

Her neyse biraz daha evrensel olana geri dönersek bizler evli kadınlarız veya hayatın yükünü daha fazla çeken evin direkleriyiz. Hayatımızda mutlak mutluluk neye bağlı dersiniz? İşimize, terfimize, eşimizin bize nasıl davranıp bize ne kadar vakit ayırabildiğine, akşam önümüze gelecek güzel bir yemeğe, işte ne kadar ücret artışı aldığımıza, annemizin veya babamızın bizi ne kadar sevdiği ve kolladığına, okulda öğretmenimizden ne kadar çok aferin ve iyi not aldığımıza, toplumun bizi başarılarımızdan dolayı ne kadar alkışladığına, titrimize ve statümüze mi??? Tüm bunlar hayatın belli dönemlerinde tamamen olumlu belli dönemlerinde ise tamamen bozuk olabileceği durumlardır. Oysa gerçek şudur ki, mutluluğumuz bunlara, yani dışarıdan gelecek bir etkene bağlı olduğunda, bizi sımsıkı yere çakabilir. Çünkü gerçek şudur ki hayatın yolları taşlıdır ve iniş ve çıkışlar her zaman olacaktır. Bizim yapabileceğimiz yegâne şey ise bu durumları yaşamak (deneyimlemek) ve deneyim sırasında sadece neler hissettiğimizi düşünerek (farkındalık bilinci ile) nasıl bir tepki vereceğimizi seçmektir. Bu vereceğimiz tepki ilk anda o kadar da kontrollü olmayabilir ama zaman içinde bizler tecrübelendikçe hangi tepkiyi vereceğimizi seçmek bir beceri işi olacaktır. Bu beceri ise mutluluğumuzla ilgili olarak skalanın neresinde olacağımızı belirleyecektir. Nazi kamplarında fiziksel bedeni işkenceye maruz kalırken zihni bambaşka yerlerde olabilen veya bambaşka uğraşlar ile uğraşabilen (mesela bu yaşadığı deneyimlerden gelen çıkarımlarla ilerde insanlığa nasıl yardımcı olabilirim diye düşünen) kişiler vardır ya. Onlar gibi olalım. Değişik seviyedeki bedenlerimizi gerektiğinde farkındalık ile durumdan ayıralım. Aynı Kalküta sokaklarında Rahibe Teresa'nın vebalı çocukları hijyenik olarak korunmasız bir şekilde evlerinden alıp onlara bakmak amacıyla revirlere götürmesi ve hiç hastalanmaması gibi olalım. Ruhumuz öyle bir noktada olsun ki o anki fiziksel veya zihinsel acıyı hissetmeyelim. Ruhumuzla davranıp sadece gerektiği noktalarda diğer bedenlere sadece ihtiyaçlarımızı karşılamak amacıyla inelim.

Bizler güzel şeyleri olduğu gibi, acıları da deneyimlemeyi ve bu sayede öğrenmeyi seçmiş bir beden içerisindeki Ruhsal varlıklarız. Ruhumuzun farkında olursak yargılamayı, kıskanmayı, her türlü bizi acıya götürecek eylemi seçmeyi bırakabiliriz. Sevgili öğretmenim Raguram'ın Yoga Eğitmenliği derslerinde bize mutluluk hakkında aktardığı şuydu: Gerginlikten uzaklaşmış olan beden rahatlar, hızdan uzaklaşan nefes yavaşlar ve ritmik hale gelir, endişelerden kurtulan akıl sakinleşir, karmaşık ve yanlış duygulardan arınan zihin bilgeliği yakalar. Böylelikle ruh ahenksizlikten ahenge doğru yol alır. Bu çocuklarda o kadar doğal bir şekilde böyledir ki. Kendi kızımı her gözlemlediğimde sadece güldüğünü ve oynadığını görüyorum. Bizlere öğretmek için geldiler, tıpkı bizlerin ailelerimize o sebeple gelmiş olduğumuz gibi. Tabi o zamanın şartları farklıydı ve herkes aydınlanmış değildi. O dönemde bizler ailelerimizin yolunu izledik, tıpkı onların büyük babalarımızın yollarını izledikleri gibi. Oysa artık çağın adı Bilgi Çağı. Birçok götürüsü olabileceği gibi (bilgisayarın veya televizyonun karşısında aşırı oturmaktan dolayı rahatsızlanan bir beden, okurken veya televizyon izlerken tutulan nefes, bilginin akış hızından dolayı karışan bir akıl, toplum ve televizyon gibi medyalar tarafından erken çocukluk döneminden itibaren kendimizle ilgili yaratılan sağlıksız düşünceler rahatımızı kaçırırken, hızla pompalanan bir tüketim hayatı ile ahenksizleşen bizler, bilgiye yani "Kendi Gerçeğimize" yeniden kavuşabilmek için aynı zamanda da çok iyi donatılmış durumdayız. "Yeni Çağ", "Yeni Dünya" burada ve bizi bekliyor. Yeter ki korkularımızdan arınabilelim. Kişisel Gelişim denen şeye hangi metotla ulaşıldığı önemli değil. İster Reiki alın, ister Yoga yapın, ister namazınızı kılmaya devam edin. Sadece her şeyi farkındalıkla yapın. Ve düşüncelerin bilinçliliğin ne kadar muazzam bir yaratma gücü olduğunu keşfedin. Ne istiyorsak o oluyor. Biz olumluyu da, olumsuzu da yaratan Tanrı insanlarız. Ruhun bedenlenmiş bir bölümü olarak "yaratmayı" kendinize çok görmeyin. İşte tüm ermişlerin, düşünürlerin dediği gibi o yüzden "Mutluluk" dışta değil içte aranıyor. O bizim düşüncelerimizde. Bizim elimizde.

Jyotika Burçak Alkanlı
http://spaces.msn.com/members/burcakalkanli



http://groups.yahoo.com/group/bebek_cocuk/ Yahoo! Groups Links  
  • Yahoo! Groups Sponsor --------------------~--> DonorsChoose. A simple way to provide underprivileged children resources often lacking in public schools. Fund a student project in NYC/NC today! http://us.click.yahoo.com/T_B0zD/.WnJAA/a8ILAA/DDOolB/TM --------------------------------------------------------------------~->

http://groups.yahoo.com/group/bebek_cocuk/ Yahoo! Groups Links

<*> To visit your group on the web, go to:

    http://groups.yahoo.com/group/bebek_cocuk/

<*> To unsubscribe from this group, send an email to:

    bebek_cocuk-unsubscribe@yahoogroups.com

<*> Your use of Yahoo! Groups is subject to:

    http://docs.yahoo.com/info/terms/   Received on Tue May 17 12:43:59 2005


Bu mesajin iceriginden yalnizca gondericisi sorumludur. E-kaynak.net liste arsivi mesaj icerigiyle ilgili herhangi bir sorumluluk kabul etmez.