[a_sinema] Behmen Kubadi Türkiye’de film çekecek

From: YCL <yucelunlu_at_....>
Date: Tue 03 May 2005 - 11:16:16 EEST


Sonbaharda, Türkiye'nin bir dağ köyünde film çekecek

Behmen Kubadi'nin Türkiye'de çekmek istediği bir projesi de var. Bir aksilik çıkmazsa sonbaharda çekimleri başlayacak olan film, uzak bir dağ köyünde yaşayan kadınların hikâyesini anlatacak.

Kubadi, önceki filmlerinde olduğu gibi bu filminde de amatör oyuncularla çalışmak niyetinde. Kaldı ki "Kaplumbağalar da Uçar"ın amatör oyuncuları bu konuda hiç boş değil. Başroldeki Soran İbrahim, film işine iyice ısınmış ve ilk senaryosunu yazmaya başlamış bile. Agrin'i canlandıran Avaz Latif ise yerel bir televizyonda sunuculuğa başlamış. Üç yaşındaki görme engelli ufaklıktan ise bir `devamlılık dersi' almışlar. "İlk planda sağ elinden tutup bir çekim yapmıştık. Sonraki çekimde sol elinden tuttuğumuzda daha önce sağ elini tuttuğumuzu söyleyip bizi uyardı. Hepimiz hayret ettik." Film ekibinin çabalarıyla ameliyat edilen küçük çocuk artık görebiliyor.

Bütün bunlar, yönetmen Behmen Kubadi'nin yeni projeleri için moral kaynağı.

`Kültür konuşursa şiddet susar'

 Bu cuma gösterime girecek filmi "Kaplumbağalar da Uçar"da, Amerikan işgalini Türkiye, Irak sınırında karşılayan Kürt çocukların hikâyesini anlatan yönetmen Behmen Kubadi, Kürtlerin de kendilerini sanatla ifade etmesi gerektiğini söylüyor. "Şimdiye kadar sadece silah vardı." diyen yönetmene göre, silahın yerine müzik, edebiyat, sinema geçmeli.

Behmen Kubadi'yi dört yıl önce "Sarhoş Atlar Zamanı" ile tanımıştık. Kubadi, 2000'de Cannes'da "Altın Kamera" ve FIPRESCI ödülü alan filminin ardından bu kez "Kaplumbağalar da Uçar" ile Türkiye sinemalarında. Film, Türkiye Irak sınırında yaşayan ve hayatlarını mayın toplayarak kazanan Kürt çocuklarının hikâyesini anlatıyor. Hikâyenin baş kahramanları -pek çok İran filminde olduğu gibi- çocuklar. Daha sonra Irak halkı, en sonda ise George W. Bush ile Saddam Hüseyin. Böylece yönetmen, baştan beri uluslararası medyada hüküm süren adaletsizliğe sinema diliyle son vermiş. Medyanın Irak Savaşı'nda çok kötü bir sınav verdiğini söyleyen Kubadi, "Bu savaş, sözde `bu insanlar' için veriliyordu; ama nedense `bu insanlar' bir türlü görünmüyordu." diye konuşuyor. Uluslararası medyayı, olaylara sansasyonel ve ticari yaklaşmakla suçlayan yönetmene göre, sıradan bir Iraklı bile, savaş hakkında uluslararası medyadan daha çok `gerçek' bilgiye sahip.

Saddam sonrası Irak'ta çekilen bu ilk filmde esas oğlan olarak, mülteci kampında yaşayan ve ailesini savaşta kaybeden, Satellite (uydu) lakaplı 15 yaşındaki Soran'ı seyrediyoruz. Günlerini, televizyon anteni tamir ederek ve uydu anteni takarak geçiren Satellite, bir yandan da bölgedeki mayınları toplayarak hayatını kazanmaya çalışan çocuklara patronluk yapıyor. Konuşmalarının arasına üç beş İngilizce kelime sıkıştırmakla ve Los Angeles, San Francisco, New York şehirlerinin adını duymakla övünen Satellite, tam bir Amerika rüyası içinde. Yönetmen, "Ona göre, Amerika gelip burada bir cennet inşa edecek ve o da bu cennetin prensi olacak." diye tarif ettiği Satellite'ın, aslında bütün Doğu toplumlarının bir tipolojisi olduğunu söylüyor. Bu arada köylüler de yaklaşan savaşa ilişkin haberleri duymak ve tedbir almak için uydu yayınlarını takip etmekteler; tabii müzik ve eğlence kanallarını aşıp haber kanallarına ulaşabilirlerse. Haber kanalı bulduklarında da dil engeliyle karşılaşırlar ki Satellite bu durumu, duyduğu her şeyi "Yarın yağmur yağacak." şeklinde tercüme etmekle kotarır. Uydudan umduklarını bulamayan köylüler, mülteci kampına yeni gelen 15 yaşındaki Hengav adlı çocuğun kehanetlerini rehber edinir. 14 yaşındaki kız kardeşi Agrin ve onun 3 yaşındaki çocuğu ile kampa gelen Hengav, ailesini Halepçe katliamında, iki kolunu ise bir mayın patlamasında kaybetmiştir.

Bütün bunları bir sinema salonunun rahat koltuğunda seyredince, anlatılan hikâyenin, bu yaştaki çocuklara bir beden büyük geldiğini düşünüyorsunuz. Buna yönetmen de katılıyor; ama hikâyenin tümüyle gerçeğe dayandığını belirterek, "Bundan başka gerçeklik yok ki." diyor. "Ben siyaset yapmak derdinde değilim. Ama dışardan bakanların siyaset zannedebileceği bu şeyler, tamamen o toprakların doğal hayatı. Oralarda çok fazla siyasallaştırılmış bir ortam var. Hep acıdan, sürgünden, katliamlardan söz ediliyor. Bundan kaçış yok. Kürt hayatının iki temel belirleyicisi savaş ve siyasettir." Yine de tamamen umutsuz değil. Kürtlerin yaşadığı bölgelerde şimdiye kadar elden düşmeyen silahın yerini, yavaş yavaş da olsa kalemin, müziğin, kameranın aldığını söylüyor. "Hükümetler bunu bizden esirgemişti. Ama bu kapılar açılırsa şiddetin dili azalacaktır." Türkiye son zamanlarda bu kapıları elinden geldiğince açmaya çalıştı. Kubadi, "Keşke bunlar Avrupa Birliği'nin ya da başka bir gücün zorlaması olmadan yapılsaydı. O zaman çok daha etkili olurdu." diye konuşuyor.

Elif Tunca
Zaman Gazetesi

  • Yahoo! Groups Sponsor --------------------~--> Has someone you know been affected by illness or disease? Network for Good is THE place to support health awareness efforts! http://us.click.yahoo.com/rkgkPB/UOnJAA/Zx0JAA/U4IolB/TM --------------------------------------------------------------------~->

Yahoo! Groups Links

<*> To visit your group on the web, go to:

    http://groups.yahoo.com/group/a_sinema/

<*> To unsubscribe from this group, send an email to:

    a_sinema-unsubscribe@yahoogroups.com

<*> Your use of Yahoo! Groups is subject to:

    http://docs.yahoo.com/info/terms/   Received on Tue May 3 11:16:57 2005


Bu mesajin iceriginden yalnizca gondericisi sorumludur. E-kaynak.net liste arsivi mesaj icerigiyle ilgili herhangi bir sorumluluk kabul etmez.